Online 1
Bugün (Tekil)0
Toplam (Tekil)4980129

Keşfedilmeyi bekleyen yerler...Floralar

Tiryal dağı birçok endemik bitkiyi barındırıyor

Keşfedilmeyi bekleyen yerler...Floralar

 

KEŞFEDİLMEMİŞ YERLER-

Tarihi ve doğal zenginliklerle göz kamaştıran Türkiye'de, bugüne kadar çok fazla dikkat çekmemiş ve az bilinen bir çok yer keşfedilmeyi bekliyor.
Artvin'in Murgul ilçesinde, Tiryal Dağı üzerinde bin 700 rakımda bulunan Karagöl, içerisinde dünyada sadece bir bölgede yetişen ve endemik olarak tanımlanan bitkileri barındırıyor.
Artvin Köprübaşı mevkisinde bulunan Artvin (Livane) Kalesi'nin 10. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. İçerisinde su deposu ve küçük kilise bulunan ve daha sonraki dönemde tadilat geçiren kale, kentte görülmeye değer eserler arasında sayılıyor.
Artvin sınırları içindeki Karçal Dağları Türkiye ile Gürcistan arasında yer alıyor. Bu dağlar, kuşların göç yollarının üzerinde bulunması, endemik bitki çeşitliliği ve uygun yürüyüş parkurları ile doğaseverlere doyumsuz güzellik sunmaktadır.
Artvin-Ardanuç karayolunun 30. kilometresinde yer alan Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu da ilgi çekici doğal yapısı ile görülmeye değer yerler arasında.
Kemalpaşa, Murgul, Borçka ve Artvin'in yüksek tepeleri kuşların göç yolları üzerinde bulunmaları nedeni ile mart, kasım ayları arasında kuş ve kelebek meraklıları için uygun gözetleme yerlerine sahip.

Bursa'nın Mustafakemalpaşa ilçesi yakınlarında bulunan Suuçtu Şelalesi, sahip olduğu doğal güzelliklerle tam bir görsel şölen sunuyor.
Bursa'ya 100, Mustafakemalpaşa'ya ise 20 kilometre uzaklıktaki Suuçtu Şelalesi, 38 metre yüksekten düşen suyu ve çevresindeki zengin bitki örtüsüyle adeta bir ''doğa harikası'' olarak yıllardır tatilcileri kendine hayran bırakıyor.
Özellikle yaz aylarında piknikçilerin akınına uğrayan, Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Koruma Genel Müdürlüğü ile Orman İşletme Müdürlüğünce koruma altına alınan şelale, tatil dönemlerinde lüks otellerin yerine saklı cennetleri tercih edenler için alternatif oldu. Etrafı ağaçlarla çevrili olan şelalenin en üst noktası ise deniz seviyesinden 500 metre yüksekte bulunuyor.
Suuçtu Şelalesi, her yıl ''saklı cennet'' arayışında olan yerli ve yabancı çok sayıda turisti ağırlıyor.

-AV VE DOĞA TURİZMİ HAZİNESİ KOCAYAYLA-
Bursa'nın tarihi oldukça eskilere dayanan Keles ilçesinde bulunan Kocayayla, av ve doğa turizmi ziyaretçilerini ağırlamak için gün sayıyor.
Kocayayla Gediksiret mevkisinde belediyeye ait araziye ''yap-işlet-devret'' modeliyle ağaç evler inşa ediliyor. Doğayla iç içe inşa edilen ahşap evlerde, temiz ve serin havada tatil yapmak isteyen vatandaşlar konuk edilecek. Proje tamamlandığında Kocayayla, şehir hayatından sıkılıp tatilini doğayla baş başa geçirmek isteyenler için yeni bir alternatif olacak. Av ve doğa turizmi açısından önemli bir potansiyele sahip Kocayayla, yakın bir tarihte doğayla başbaşa kalınabilecek yeni bir yaşam alanı olarak kapılarını açacak.

-KOCAELİ'NİN ''SOĞUKSU''YU GÖZDE MERKEZLERDEN-
Kocaeli'nde merkeze bağlı Bahçecik beldesindeki Soğuksu Piknik Alanı, körfezin tamamını kapsayan manzarası, temiz havasıyla ziyaretçilerine ağaç altında piknik yapma imkanı sunuyor. Bölgeye ismini veren su ise mide rahatsızlıklarına iyi geliyor.
Kandıra'ya 8 kilometre uzaklıktaki Babaköy'ün sınırları içinden akan dereden adını alan Sarısu ise derenin Karadeniz'le birleştiği yerde bulunuyor.
Ağaçlar arasından süzülerek gelen Sarısu deresinde sazan, tatlı su levreği ve çeşitli tatlı su balıkları yetişiyor. Sarısu, bir kilometre uzunluğundaki kumsalı ve berrak deniziyle doğa ile baş başa kalmak isteyenlere eşsiz güzellikler sunuyor.
Gebze'ye bağlı Tavşanlı Köyündeki tabiat parkı ve doğal sit alanı ilan edilen Ballıkayalar Vadisi de 1,5 kilometre uzunluğunda, 40-80 metre genişliğinde. Dağcıların tırmanış yaptıkları Ballıkayalar Vadisi, kireç taşlarının erimesi sonucu gelişen jeomorfolojik şekilleri ile karstik bir boğaz şeklinde.
Gölcük ilçesindeki Beşkayalar Tabiat Parkı ise birinci derece doğal sit alanı. İzmit'e 24 kilometre uzaklıktaki Beşkayalar'daki 1154 hektarlık sahanın 1057 hektarı ormanlık alandan oluşuyor.

-KOYLARI VE DOĞASIYLA KARABURUN-
İzmir'in en küçük ilçesi Karaburun, yapılaşmanın görülmediği birçok koyu ve doğasıyla, Türkiye'nin bilinmeyen cennetleri arasında yer alıyor.
İzmir ile arasındaki 130 kilometrelik yolun keskin virajlarla örülü olması nedeniyle ulaşım sorunları bulunan Karaburun, yarımada üzerindeki 1 belde ve 13 köyün merkezi konumunda.
Güneyde Datça Yarımadası'na benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası, doğa harikası koy ve plajları bünyesinde barındırıyor. Karayoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün. Bölge, bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarabiliyor.
Karaburun merkezindeki ikisi mavi bayraklı dört plajın yanı sıra, merkezden uzaklaştıkça sakinleşen Esendere, Saipaltı, İğdealtı, Büyükkent, Dolungaz, Yıldızkent, Akçakilise, Yeniliman ve Kumbükü plajlarına sahip bulunuyor. Açık denize bakması nedeniyle çevrenin en temiz denizine sahip Karaburun, balıkçılık ve dalış turizmi konusunda önemli potansiyeller barındırıyor.
İlçede turizmi hareketlendirmek amacıyla yapılan çalışmalar kapsamında bu yıl temmuz ayında 50 yıl aradan sonra ilk kez İzmir Karaburun arası denizden seferler başlatıldı. Ayrıca Karaburun Belediyesi de ilçenin yurt dışı tur operatörlerine tanıtımı için bir çalışma başlattı.

-DİKİLİ'DE BAKİR KOYLAR-
İzmir'in Dikili ilçesi de turistik yapılaşmanın diğer merkezlere göre daha az olduğu bölgeler arasında yer alıyor.
İzmir'in 120 kilometre kuzeyinde Bergama ilçesinden sonra gelen Dikili, yapılaşmanın görülmediği koy ve plajlara sahip. Turistik potansiyelini çok iyi kullanamayan ilçe, daha çok Dikili Limanı'nın getirdiği ticari hareketlilik ve jeotermal potansiyeli nedeniyle seracılıkta ön plana çıkıyor.
İlçenin en turistik beldesi olan Çandarlı'da ise genelde ikinci konutlar bulunuyor. Turizm yatırımcıların son yıllarda ilgi göstermeye başladığı Çandarlı'da Danimarkalı bir yatırımcı grubun büyük çaplı tatil merkezi yapacağı belirtiliyor. İlçedeki 2 bin 489 olan toplam yatak sayısının yakın zamanda artacağı ifade ediliyor.
İzmir ve çevresinde ikinci konutların yoğunluğu nedeniyle ön plana çıkamayan Seferihisar ilçesi de bakir turistik koy ve plajlara sahip.
Ürkmez, Doğanbey ve Payamlı beldelerine sahip ilçe, bir süre önce İzmir'in metropol ilçesi haline geldi.
İlçenin turistik bölgelerinden Sığacık köyü ise devam eden büyük kapasiteli otel inşaatları ve yat marinasıyla, geleceğin turizm merkezleri arasında kabul ediliyor.

-ZONGULDAK'TAKİ ''ARBORETUM''UN BÜYÜSÜ-
Zonguldak'ın Gökçebey ilçesine bağlı Bakacakkadı beldesindeki tatil köyünde, ağaçların ve odunsu bitkilerin yetiştiği bir tür botanik bahçesi olarak adlandırılan ''arboretum'' bölgedeki önemli tabiat alanlarından biri.
Ziyaretçileri büyüleyen 194 dönümlük tatil köyünde, 82 yatak kapasiteli otel, 5 adet bungalov ev, 150 kişilik toplantı salonu, yüzme havuzu, spor tesisleri ve piknik alanları yer alıyor.
Ankara ve İstanbul'a yakın tatil köyü, bakir doğal yapısıyla konuklarına yemyeşil ormanları arasında dinlenme imkanı sağlıyor.
Topraklarının yarıdan fazlasını kaplayan yeşil doku, iğne ve yayvan yapraklı ağaçlarla çok çeşitli orman altı bitki örtüsünden oluşan Zonguldak, trekking, foto safari, olta balıkçılığı, av ve yaban hayatı gibi aktivitelere yanıt verebilecek potansiyelinin ilgi görmesini bekliyor.
Alaplı ilçesinde 1637 metreyle kentin en yüksek tepesinde yer alan Bacaklı Yayla ve eteğindeki Bölüklü Yayla, bölgenin önemli turizm merkezlerinden birini oluşturuyor.

-DOĞA HARİKASI ULUYAYLA-
Bartın'ın Ulus ilçesindeki doğa harikası Uluyayla, çevresini saran ağaçları, çiçekleri, pınarları, mağarası ve yaban hayvanlarıyla ilgi çekiyor.
Ulus ilçesine bağlı Akçakese köyündeki 280 hektarlık, 7 kilometre uzunluğundaki Uluyayla, ortasında yer alan göleti, içinden yer altı nehirlerinin geçtiği mağarası ve çeşitli sporlara elverişli yamaçlarıyla görenleri adeta büyülüyor.
Karaca ve geyik gibi çok sayıda yaban hayvanının da bir arada görülebileceği milli park görünümündeki Uluyayla, çevresindeki ormanlarıyla doğa yürüyüşleri için eşsiz bölgeler arasında gösteriliyor.
Karabük'ün tarihi konaklarıyla ünlü Safranbolu ilçesine 50 kilometre mesafede olmasından dolayı ilçeye gelen turistlerin de ilgisi çeken Uluyayla'nın turizm potansiyelinin artırılmasına yönelik tanıtım faaliyetleri yapılıyor.

-AŞK ACISINI DİNDİREN ŞELALE-
Ulus ilçesinde, mitolojik hikayeye göre, aşk tanrısı Eros'un, eşi Hera kendisini artık sevmiyor diye intihar eden Selamnos'un bedenini dönüştürdüğü şelaleden su içen, mendil ıslatan ya da yüzünü yıkayanlar, yaşadıkları aşk acılarından arınıyorlar.
İlçeye bağlı Ulukaya köyündeki Ulukaya Şelalesi, çevresindeki doğa güzelliklerinin yanı sıra efsanesiyle de yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Eşinin kendisini sevmemesine üzülen Selamnos, Ulukaya'nın zirvesine çıkarak Hera'nın ismini haykırıp, kendisini boşluğa bırakır. Aşk tanrısı Eros, aşk acısının böyle sonlanmasını istemediğinden Selamnos'un bedenini yere değer değmez şelaleye dönüştürerek suyu kutsar. Kim şelaleden su içerse, mendil ıslatırsa ya da yüzünü yıkarsa Selamnos'un acıları azalır, içinde yeni ya da geçmişten kalma aşk acısı yaşayanlar da bundan arınırlar.
Ulukaya köyünde 20 metre yükseklikten yazları da dahil olmak üzere sürekli akan şelale, mitolojik öyküsü ve çevresindeki doğal güzellikleriyle keşfedilmeyi bekleyen gizemli bir dünya sunuyor.

-KARABÜK'ÜN BAKİR ALANLARI-
Karabük yaylaları, zengin ormanları, florası ve faunası, üstün peyzaj görüntüleri ve şifalı otları ile turizm cennetleri arasında yer alıyor.
Bol oksijenli serin ve temiz havada sağlıklı yaşam için yürüyüş yapmak, köylerde yaşayan insanlarla kısa süre bir arada yaşamak, çadır kurmak, meydan ateşi çevresinde oturup sohbet etmek, yaban hayvanlarını yaşadıkları doğal ortamlarında izlemek, görüntülemek, bitki türlerini incelemek açısından bölgedeki bakir yaylalar giderek artan bir ilgi görüyor.
Doğa gezileri, bisiklet turları, kır yürüyüşü gibi birçok aktivite yapmanın mümkün olduğu Avdan Yaylası, Sorgun Yaylası, Dede Yaylası, Büyük Düz Yaylası, Küçük Düz Yaylası, Çakırören Yaylası, Küçük Yayla, Bostancık Yaylası ve Arıcak Yaylası daha fazla kişi tarafından keşfedilmeyi bekliyor.

-AĞAÇ MÜZESİ YENİCE-
Tropik bölgeler dışında dünyada pek az ormanda görülebilecek kadar çok sayıda ağaç türünü barındıran Yenice ilçesi ormanları, adeta ağaç müzesi görümüyle görenleri cezbediyor.
Uludağ göknarı, doğu kayını, sarı çam, karaçam, camiyanı karaçamı, kızılçam, Istıranca meşesi, Virgiliana çınarı, ceviz, dişbudak, kızıl ağaç, fındık, porsuk, yabani kiraz, gümüş ıhlamur, adi ıhlamur, akağaç, kızılcık, şimşir, ahlat, kontus defnesi, kurt bağrı, erguvan ve jasminum gibi çeşitli ağaç türlerinin yanı sıra bazı ağaçların olağanüstü çap ve boya ulaşan örneklerinin oluşu, zengin yaban hayatı potansiyeliyle bölge eşsiz bir ekosistem özelliği gösteriyor.
Ormanların oluşturduğu oksijen kuşağı, kent turizmi için önemli kaynak gösterilerek, turizm bölgesi olmaya yönelik projeler üretiliyor.
Eskipazar ve Eflani ilçeleri de mesire alanları, yaylaları ve termal kaynaklarıyla turizmin keşfedilmeyi bekleyen cennetleri arasında yer alıyor.

-AYDIN'DA PEK BİLİNMEYEN 6 ANTİK KENT BULUNUYOR-
Türkiye'de en fazla ören yerine sahip illerinden biri olan Aydın'da, yerli ve yabancı turistler tarafından bilinmeyen 6 antik kent bulunuyor.
Geçmişi MÖ 6. yüzyıla uzanan Aydın, tapınakları, 21 ören yeri, müzeleri ve turistik ilçeleriyle Türkiye'nin turizmde parlayan yıldızı olarak görülüyor.
Ünlü tarihçi Heredot'un ''en güzel gökyüzünün altı'' ve ''en güzel uygarlıklar vadisi'' olarak adlandırdığı Aydın'da, tarihi en iyi şekilde yansıtan Afrodisias, Milet, Alinda, Didim, Nysa, Prien, Magnesia gibi birçok ören yeri ve gün yüzüne çıkarılmış antik kent bulunuyor.
Yerli ve yabancı turistler tarafından ilgi ile gezilen bu ören yerlerinin yanı sıra turistler tarafından bilinmeyen ve tur düzenlenmeyen Amyzon (Mazın), Gerga, Myus, Orthasia, Piginda ve Pygela gibi antik kentler, turistleri bekliyor.

-KARYA KENTİNİN İLERİ KARAKOLU: AMYZON-
Koçarlı ilçesinin 30 kilometre güneyinde Gaffarlar köyünde bulunan ve 'Mazın Kalesi' olarak anılan Amyzon, Herakleia, Euromos ve Khalketor gibi üç büyük Karya kentinin ileri karakolu olarak biliniyor.
Kenttte, kaynaklara göre Apollon ve Artemis'e adanmış olması gereken ve bugün tamamen yıkılmış olan tapınağa ait kalıntılar, Akropolünde tiyatro, agora ve çeşme kalıntıları ile MÖ 3. yüzyıla ait çok güzel taş işçiliği gösteren surları bulunuyor.

-AGEMEMNON'UN ASKERLERİ TARAFINDAN KURULAN ŞEHİR: PYGELA-
Kuşadası ilçesinin kuzeyinde yer alan Pygela, efsaneye göre Agememnon'un askerleri tarafından kuruldu. Agememnon'un askerlerinin bir kısmı bir çeşit hastalıktan dolayı burada bırakıldı ve bunlar kentin ilk halkını meydana getirdi.
Strabon'un bildirdiğine göre, Pygela'da Artemis Munykhia tapınağı bulunuyor. Pygela, aynı zamanda, Miken seramiği bulunan merkezler arasında gösteriliyor.

-ADI 1 METRELİK HARFLERLE YAZILAN GERGA-
Gerga, Çine ilçesinde, eski yerleşim bölgesinin 6 kilometre güneydoğusundaki Ovacık köyünün kuzeyinde yer alan Gerga, Alabanda antik kentinin 13 kilometre kuzey batısında bulunuyor.
Yaklaşık 1 metre yükseklikteki harflerle kayaya kazılmış 'Gerga' yazıtı ile işaretlenen yerleşim merkezinde, çevreye dağılmış pek çok yapı taşı, heykel, heykel kaidesi, anıt, mezar, tapınak ve duvar kalıntıları dikkat çekiyor.
Tipik Karya sanatının arkaik özelliklerini gösteren bu kalıntılar arasında, kaidelerinden koparak düşmüş olan dev boyutlu insan heykellerine ait parçalar ve üzerinde 'Gerga' yazılı cepheleri olan açık kayadan yapılmış küçük yapılar göze çarpıyor.
Halen ayakta olan ve tapınak olarak adlandırılabilecek özelliklere sahip, büyük kesme taşlardan yapılmış yapının hemen altında dev heykelin bereket tanrıçası Kybele'ye ait olabileceği düşünülüyor.

-KYDRELOS TARAFINDAN KURULAN MYUS KENTİ-
Myus kenti, Söke ilçesinin 18 kilometre güneyinde, Bafa gölü kıyısında, Miletos'un 15 kilometre doğusunda, Avşar köyü yakınlarında bulunuyor.
Strabon'a göre Myus, Atina kralı Kodros'un oğlu Kydrelos tarafından kurulmuş, Panionion birliğine ait önemli bir kıyı kentiydi.
Yapılan kazılarda, antik kaynaklarda adı geçen ve beyaz mermerden yapıldığı bilinen Dionysos tapınağı ortaya çıkarıldı. Kent üzerinde bugün, Dionysos tapınağına ait parçalar, arkaik döneme ait sur duvarları ve Bizans kalesi kalıntıları bulunuyor.

-KARYALILARIN YAŞADIĞI ORTHASİA-
Orthasia, Aydın'ın Yenipazar ilçesinin 5 kilometre doğusunda, Donduran köyünde ortaya çıkarıldı. Yunanlı coğrafyacı ve tarihçi Strabon, Orthasia'dan Karya yerleşmesi olarak söz ediyor. M.Ö 7. yüzyılda Kimmerlerin saldırısına uğrayan kent, Lidya kralı Alyattes'in Kimmerleri yenmesi sonucu Lidyalıların eline geçmiş, M.Ö 6. yüzyılda ise İonya birliğine katılmış ve birçok Anadolu kenti gibi Perslerin egemenliğine girmişti.
Kentteki önemli yapılar arasında yer alan tiyatro ve bir Bizans yapısı, bugünde ayakta duruyor. Nekropol üzerinde ise iyi korunmuş durumda lahitler ve oda mezarlar, kaliteli işçilik gösteriyor.

-ZEUS TAPINAĞI'NIN YER ALDIĞI PİGİNDA-
Bozdoğan ilçesi, Çamlıdere köyünün yaklaşık 7 kilometre kuzeyinde küçük bir Karya yerleşmesi olan Piginda, üç Akropolden oluşuyor. Kent üzerindeki surlar bugün rahatlıkla görülebilmektedir.
Tiyatro ve Heraion olarak adlandırılan kutsal yapısı önemli olan Piginda'da, ele geçen yazıttan, kent üzerinde Zeus Pigindenos (Pigindalı Zeus) kültü ve bu külte bağlı Zeus Tapınağı yer aldığı anlaşılmaktadır.

-BURDUR'DAKİ GÖLLER KEŞFEDİLMEYİ BEKLİYOR-
Burdur'da mağaralar, göller, kuş gözlem alanları ve yaylalar turizm sektörü tarafından keşfedilmeyi bekliyor.
Burdur'un en çok tanınan turistik değerinin başında İnsuyu Mağarası bulunuyor. Toplam 597 metre uzunluğunda yatay bir yapıya sahip olan İnsuyu Mağarası, Burdur-Antalya karayolunun 13'üncü kilometresinde yoldan 900 metre içeride Mandıra köyünde bulunuyor.

Ulaşımı kolay olduğundan Türkiye'de turizme açılan ilk mağaralardan birisi olarak bilinen İnsuyu'ndaki dehlizlerde, irili ufaklı 9 göl yer alıyor.
Kapalı bir havzada yer alan Burdur Gölü, bölgenin en çok bilinen yeri. Bazı bölgelerde 100 metreyi bulan derinliğiyle Türkiye'nin en derin göllerinden birisi olan Burdur Gölü, oldukça tuzlu suyuyla biliniyor.
Göldeki su seviyesinin son yıllardaki aşırı düşüşüne, gölü besleyen dere ve çaylar üzerinde yapılan barajlar ve son yıllarda bölgede yaşanan aşırı kuraklığın neden olduğu sanılıyor.
Yapılan araştırmalar, besin maddeleri yönünden çok zengin olmadığını gösteriyor. Buna karşılık gölün yüze yakın kuş türüne ve yaklaşık olarak 300 bine yakın su kuşuna ve özellikle nesli tükenmekte olan ''Dikkuyruk'' ördeklerinin yüzde 70'ine ev sahipliği yapıyor. Endemik kuş türlerinin barınma alanı olan Burdur Gölü, uluslararası öneme sahip bir sulak alan olarak 85 kuş türüne ev sahipliği yapıyor.  
Burdur'un Yeşilova ilçesi yakınlarındaki Salda Gölü, Antalya-Pamukkale tur güzergahı üzerinde yer alıyor. Denizden yüksekliği 1193 metre olan gölün güney cephesindeki Sultan Pınar Suyu mevkisi, burayı bir mesire yeri haline getirdi. Göl, 1989 yılında birinci derece doğal sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alındı.
Burdur-Karamanlı yolu üzerindeki Karataş, Yeşilova civarındaki Varışlı, Gölhisar ilçesindeki Gölhisar gölü de göl turizmi için keşfedilmeyi bekleyen bakir alanlar olarak gösteriliyor.
Antalya-Isparta kara yolu güzergahında, Aksu çayı üzerindeki Karacaören Barajı kıyısındaki lokantalar da Antalya'dan Anadolu turuna çıkan turistlere hizmet veriyor. Ancak baraj, olta balıkçılığı başta olmak üzere, turizmin çeşitli olanaklarından daha fazla yararlanılmasına uygun görünüyor.
Burdur'da turizm için değerlendirilebilecek alanlar arasında kuş gözlem alanları ve yaylalar bulunuyor. Çorak Gölü Kuş Alanı, Solda Gölü Kuş Alanı, Karataş Gölü Kuş Alanı, Varışlı Gölü Kuş Alanı ve Burdur Gölü Kuş Alanı Burdur sınırları içinde yer alıyor.
Burdur'da yükseklikleri bin 200 ile 2 bin 200 metre arasında değişen birçok yayla da turizm için cazip olanaklar sunuyor. Bu yaylalarda yaşamayı sürdüren Yörüklerin yaşam tarzları da turistlerin ilgisini çekiyor. Yaz aylarında, Ağlasun Akdağ Yaylası, Altınyayla Kırkpınar Yaylası, Bucak Kestel ve Kumar Yaylaları, Kemer Akpınar Yaylası, Gölhisar Koca Yayla ve Böğrüdelik Yaylası ile Yusufça Yaylası, Yeşilova Eşeler Yaylası ve merkez Aziziye Yaylası bölge insanları için önemli yaylalar olarak, önemini sürdürüyor.

-''KAYACIK VADİSİ''...
Mersin'in Erdemli ilçesine bağlı Limonlu beldesine 10 kilometrelik mesafede, sarp yoldan Toroslar'a doğru gidilerek ulaşılan Kayacık Vadisi, sık ağaç yapısı ve buz gibi akan çayı, ''saklı cennet''i andırıyor.
Eşsiz doğa güzelliği ile büyüleyen vadi, kendisini keşfedebilen tatilcilere doğa ile iç içe kuş sesleri arasında dinlenme olanağı sunuyor.
Mersin merkezden 45 kilometre uzaklıktaki Limonlu beldesinden sonra Toros Dağları'na doğru 10 kilometrelik sarp yoldan gidilerek ulaşılan Kayacık Vadisi, Lamas Çayı'nın üzerini neredeyse kapatan sık ağaç yapısı ve çevredeki yüksek kayalıklarla adeta kendini gizliyor. Suya ve kayalara sık ağaçların arasından süzülerek yansıyan güneş ışınlarının da eklenmesiyle gizemli bir hale bürünen vadi, kendisini keşfedenlere ise doğa ile iç içe, kuş sesleri arasında dinlenme ve şehir yaşamının stresinden uzaklaşma olanağı sunuyor.
Özellikle hafta sonlarında yoğunluk yaşanan vadide, tatilciler bir yandan suya ayaklarını uzatarak serinlerken diğer yandan da ''mangal'' keyfi yapıyorlar. Ziyaretçiler eşsiz manzarayı izlerken macera arayanlar ise ağaç kütüklerinden yapılan köprüleri kullanarak vadiyi keşfe çıkıyorlar.
Bu arada, tatilcilerin uğurlu olduğuna inanılan kayalıklar üzerindeki ağacın yanına gelerek dilek tuttuktan sonra vadiden ayrıldıkları gözleniyor.

-MERSİN'DE DENİZ, YAYLA, KIŞ, İNANÇ VE KÜLTÜR TURİZMİ-
Mersin'in Silifke ilçesinde, iç içe geçmiş ve birbirinden değişik güzelliklere sahip koylardan oluşan Narlıkuyu, adını sahilindeki eski bir su kuyusundan alıyor.
Deniz suyu sıcaklığı, yılın en sıcak ayları olarak bilinen temmuz-ağustos aylarında bile serin olan Narlıkuyu'da yüzmek isteyenler, üste soğuk altta ise normal sıcaklıktaki suyla karşılaşıyor.
Denize karışan tatlı suyun, hemen arkasındaki tepelerde yer alan Cennet Çöküğü'ndeki yer altı deresinden geldiği belirtilen Narlıkuyu'da, ayrıca koylardaki her türlü balığın bulunabileceği balık restoranları bulunuyor.
Deniz, yayla, kış, inanç ve kültür turizmi açısından son derece önem taşıyan Tarsus ilçesine bağlı Karboğazı'ndaki Karboğazı Turizm Merkezi de bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine önemli katkı sunmaya aday yerlerden biri olarak görülüyor. Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen ''Mersin-Tarsus-Gülek-Karboğazı Turizm Merkezi'' projesi kapsamında, ''Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi'' ilan edilen Karboğazı'nın, yazın deniz, yayla, kış aylarında ise kültür turizmi açısından büyük önem taşıyacağı belirtiliyor.

-ZEUGMA ANTİK KENTİ, DİREKLİ MAĞARASI VE RAVANDA KALESİ-
Gaziantep'in Nizip ilçesinde bulunan ve 2000 yılında kurtarma kazıları yapılan Zeugma Antik Kenti ile Kahramanmaraş'ta tarihi Direkli Mağarası ve Kilis'te Ravanda Kalesi, bölgenin önemli eserleri arasında yer alıyor.
Zeugma Antik Kenti, MÖ 300'de Büyük İskender tarafından ''Selevkia Euphrates'' adıyla kuruldu. Romalı Komutan Pompeius MÖ 64'te kendisine yaptığı yardımlar karşılığında, kenti 1. Antiachos'a verdi.
Kommagene Krallığı'nın 4 büyük şehrinden biri olan kent, MÖ 31'den itibaren tamamıyla Roma İmparatorluğu'na bağlandı ve ''köprü'', ''geçit'' anlamına gelen ''Zeugma'' adını aldı.
Roma döneminde büyük bir zenginlik ve ihtişam yaşayan Zeugma, MS 256'da Sasani Kralı 1. Şapur tarafından ele geçirilerek yıkıldı ve yakıldı. Zeugma, daha sonra depremden büyük zarar gördü.
Zeugma'da ilk kazı, bir kaçak kazı ihbarı üzerine Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü tarafından 1987'de yapıldı. Kazıda oda biçimli aile kaya mezarı, mezarın sahiplerine ait heykeller bulundu. Antik kentte ikinci kazı 1992'de yine bir kaçak kazı ihbarı üzerine Gaziantep Arkeoloji Müzesi Müdürü Rıfat Ergeç tarafından yaptırıldı. Bu kazıda taban mozaiği ve ilk villa gün ışığına çıkartıldı.
Antik kentin önemli bir bölümünün GAP kapsamında inşa edilen Birecik Barajı'nın göl suları altında kalacak olması nedeniyle 1993'ten itibaren yerli ve yabancı bilim adamlarından oluşan çok sayıda ekip Zeugma Antik Kenti'nde kurtarma kazıları yürüttü.
Kurtarma kazılarında gün ışığına çıkarılan eserlerin en önemlileri olan mozaikler, Mark heykeli, duvar resimleri ve kil mühür baskı koleksiyonu halen Gaziantep Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Zeugma, bölgede keşfedilmeyi bekleyen önemli turizm merkezlerinin başında yer alıyor.

-KAHRAMANMARAŞ'TAKİ DİREKLİ MAĞARASI-
Kahramanmaraş-Kayseri karayolunun 40. kilometresindeki Yukarı Döngel köyü sınırları içerisinde bulunan Direkli Mağarası da tarih meraklılarının ilgisini çeken merkezlerden biri.
Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cevdet Merih Erek, mağarada ilk kez 1959 yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten tarafından kazı çalışmalarının yapıldığını ve bilim dünyasına tanıtıldığını belirterek Yontma Taş Çağı'na ilişkin materyallere ulaşıldığını söyledi.
Direkli Mağarası'ndaki kazının, Kahramanmaraş'ta 1959'dan bu yana yapılan Türkhlerin yaptığı ilk arkeolojik kazı olduğunu dile getiren Erek, ''Kazılarda bulduğumuz bir ocak ve çevresindeki işlik yerleri sevindirici bilgiler sağlamıştır'' dedi.

-KİLİS'TEKİ OYLUM HÖYÜK VE MOZAİKLİ BAZİLİKALARI-
Kilis'teki Ravanda Kalesi, Oylum Höyük ve Oylum Höyük'teki mozaikli bazilikaları, 7500 yıldan beri kesintisiz bir iskanın varlığını ortaya koyuyor.
Bölgede yapılan arkeolojik çalışmalarda, Orta Tunç Çağı'nda önemli bir siyasi güç olan Hititler'in , güney seferlerinde Oylum Höyük'ü kullandıkları belirlenmiş ve Hititler'e ait arkeolojik bulgular ele geçmiştir.

-DOĞU KARADENİZ'İN DOĞAL GÜZELLİKLERİNE YOLCULUK-
Doğu Karadeniz doğal, kültürel ve tarihi değerlerinin yanı sıra henüz tam anlamıyla turizmin hizmetine sunulmamış varlıklarıyla da ilgi çekiyor.
Vazelon Manastırı, Trabzon'un Maçka ilçesine 14 kilometre uzaklıkta Kiremitli köyü sınırları içinde, bir kayalığın önünde bulunuyor. Vazelon Manastırı bir kilise, topluluktan ayrı olarak inşa edilmiş bir şapel, üç katlı öğrenci odaları ile çeşitli hizmet birimlerinden oluşuyor. Büyük bölümü tahrip olmuş manastır, bilinen tarihi varlıkların yanı sıra ''keşfedilmemişi arayanlar'' için ilgi çekici.
Trabzon'un en eski kilisesi olma özelliği taşıyan St. Anna (Küçük Ayvasıl) Kilisesi, Çarşı Mahallesi Hartama Sokakta bulunuyor. Kilise 7. yüzyılda inşa edilmiş, 9. yüzyılda ise onarım geçirmiştir. Üç apsisli, bazilikal planlı, küçük boyutlu olan kilisenin iç duvarındaki fresklerin büyük bölümü tahrip olmuştur. Güneydeki giriş kapısının üzerinde Roma dönemine ait kabartmalı mermer bir levha bulunan kilise Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilmiştir ve henüz restorasyon geçirmedi.
Trabzon'un batı sahilinde şehir merkezine 8 kilometre uzaklıkta Yıldızlı Beldesi sınırları içerisinde yer alan Sera Gölü, denize 2 kilometre mesafededir. Göl, 1950 yılında meydana gelen bir toprak kayması sonucunda oluşmuştur. Sera Gölü, hem doğal güzelliği hem de çevresindeki tesislerle ziyaretçilere güzel imkanlar sunuyor.



Memişoğlu Konağı, Sürmene ilçesinin 4 kilometre doğusundaki Balıklı mevkisinde bulunuyor. Konak, iki katlı, köşelerde çıkıntı yapan kademeli cepheli, geniş saçaklı, büyük bölümü taştan inşa edilmiş bir yapı. Bölgede taş ve özellikle ahşap işçiliği ile ünlüdür. Kesin yapılış yılı bilinmemekle birlikte 18. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor.
Çal Mağarası, Düzköy ilçesinde bulunan bir yer altı su kanalı. Mağaranın girişi geniş olmakla birlikte giderek daralıyor belli bir uzaklıktan sonra genişlik 1 metreye kadar düşüyor. Tavan yükseklikleri kırık sistemlerine bağlı olarak büyük değişkenlik gösteriyor. Girişten sonra 200 metrede iki kola ayrılan mağaranın, sola ayrılan kolu yaklaşık 125 metre uzunluğunda. Bu kolun sonundaki odadan gelen suyun aktığı bir baca bulunuyor. Sağ kolun ulaşılabilen kısmı yaklaşık 300 metre. Bu kolun yaklaşık 60 metre ilerisinde küçük bir göl ve çağlayan yer alıyor.
Trabzon'da ayrıca henüz yeterince tanıtımı yapılamamış çok sayıda kaplıca ve içmeleri bulunuyor.
Ayazma içmesi ve maden suyu Akçaabat ilçesine bağlı Karadağ Yaylası'nda bulunuyor ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği biliniyor.
Kisarna maden suyu, merkeze 7 kilometre mesafede bulunan Kisarna köyünde. Mide, sindirim yolları ve böbrek hastalıklarında çok faydalı olduğu bilinen suyun çıktığı alanda dinlenme tesisleri bulunuyor.

-GİRESUN'DA GÖLYANI YAYLASI'NIN BÜYÜLEYİCİ GÜZELLİĞİ-
Giresun'da kısa bir süre önce keşfedilen Gölyanı Yaylası'nın Türkiye'de ekoturizmin gözdesi olacağına inanılıyor.
Giresun Kültür ve Turizm Müdürü Emin Yılmaz, Yağlıdere ilçesi sınırları içinde yer alan Gölyanı Yaylası'nın, 50 dolayındaki otantik yayla evi, gölü ve ladin ağaçlarından oluşan ormanlık alanlarıyla görenleri büyülediğini belirtti.
Yılmaz, bir süre önce doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Gölyanı Yaylası'nın Türkiye'de eko turizmin gözdesi olacağına inandıklarını ifade ederek, orman yoluyla ulaşımı sağlanan Gölyanı Yaylası'na yapılaşma yasağı getirildiğini kaydetti.

-RİZE'NİN YAYLALARI-
Rize İl Kültür ve Turizm Müdürü İsmail Hocaoğlu, kentte pek çok yaylanın tanındığını ve bu yaylaların yapılan şenliklerle her geçen gün daha fazla bilindiğini ifade ederek, ''Ancak doğa olarak oldukça güzel olmalarına rağmen henüz fazla tanınmamış yerler de var. Bunun en önemli nedeni bu yerlerin bilinen yerlerden daha yüksek kesimde bulunması ve ulaşım imkanının fazla olmamasıdır'' dedi.
Özellikle Çamlıhemşin ilçesinin Marselabat Tepesi, Ardeşen ilçesinin Kolezana ve Sırt yaylalarının diğerleri kadar bilinmediğini belirten Hocaoğlu, ''Ayrıca Sivrikaya Yaylası Ovit bölgesi de görülmeye değer yerlerden. Bu bölgede kayak turizmi konusunda çalışma yapılıyor. Eğer bu konuda gelişme sağlanabilirse Ovit, kış sporları turizm merkezi olacak. Böylece bu bölge de cazibe merkezi haline gelebilecek'' diye konuştu.
Hocaoğlu, 51 bin 500 hektar alanı kapsayan Kaçkar Dağları Milli Parkı'nın da henüz istenilen seviyede olmadığını kaydederek, ''Planın tamamlanmasının ardından milli parkta sonra daha rahat planlama yapılabilecek. Gezilebilecek yerleri belirleyip turistlere daha iyi bir şekilde anlatabileceğiz'' dedi.
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesi ile Ayder Yaylası arasında bulunan Tar Deresi Vadisi'ndeki birçok küçük düşümlü şelalenin yanı sıra, 250 metre yükseklikten akan Bulut Şelalesi'nin, seyir zevkine doyum olmayan bir görüntü sergilediğini anlatan Hocaoğlu, bölgenin doğal süsü olma özelliği taşıyan ve ilçe merkezine yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta olan şelaleye yürüyerek gitmenin mümkün olduğunu söyledi.
Çamlışemşin'in Palovit Yaylası'nda bulunan ve yeşillikler arasında 15 metre yükseklikten akan Palovit şelalesi, Kalkandere'deki 16 metrelik Vandri şelalesi, İkizdere'deki 15 metrelik Manle ile 20 metrelik Cimil şelaleleri, Rize'ye gelenlerin mutlaka görmek istediği yerler arasında yer alıyor. Yine Çayeli ilçesindeki Ağaran şelalesi ile İkizdere'deki Gelintülü şelalesi, görülmeye değer şelaleler arasında bulunuyor.

-GÜMÜŞHANE'DE 18 BİN 500 METREKARE ALANA SAHİP MAĞARA-
Gümüşhane'nin doğusunda ve şehir merkezine yaklaşık 10 kilometre mesafede bulunan Akçakale Mağarası, yaklaşık 18 bin 500 metrekarelik iç alana sahip. Mağarada sarkıt, dikit, mağara incisi, mağara çiçeği, flama, duvar travertenler gibi eşsiz güzellikte damlataşları bazı kesimlerde önemli yoğunluklara ulaşıyor. Bu nedenle önemli bir turizm potansiyeline sahip. Mağaranın turizme kazandırılma çalışmaları hızla sürdürülüyor.
Torul ilçesi Gülaçar köyü sınırları içindeki Artabel Gölleri, gerek jeolojik ve jeomorfolojik gerekse flora ve fauna yönünden oldukça zengin değerlere sahip. Saha içinde yer alan 18 buzul krater gölü yer alıyor.

-BAYBURT-
Bayburt İl Kültür ve Turizm Müdürü Bahri Akbulut, merkeze bağlı Çımağıl köyünde bulunan Çımağıl Mağarası'nın bin 100 metre iç alana sahip olduğunu söyledi.
Dikit ve sarkıtların bulunduğu mağaranın turizme kazandırılması için çeşitli çalışmalar yapıldığını ifade eden Akbulut, mağaranın yolunda iyileştirme çalışması yapıldığını, iç ve dış mekanda aydınlatma çalışmalarına başlandığını belirtti.
Akbuluk, mağara içerisindeki gezi yollarının eylül ayı sonuna kadar tamamlanarak, mağaranın turizmin hizmetine sunulacağına dikkati çekti.
Bölgedeki bakir olan yaylaların kaynak ve maden suları ile çadır ve karavan turizminin de ideal özellikler taşıdığını anlatan Akbulut, ''Soğanlı, Dumlu, Cumavank, Kuşmer gibi yaylaların doğal göller ve yeşilin her tonunun bulunduğu görsel güzellikleri barındırıyor'' diye konuştu.



-ARTVİN'DEKİ TİRYAL DAĞI ENDEMİK BİTKİLERİ BARINDIRIYOR-
Artvin'in Murgul ilçesinde, Tiryal Dağı üzerinde bin 700 rakımda bulunan Karagöl, içerisinde dünyada sadece bir bölgede yetişen ve endemik olarak tanımlanan bitkileri barındırıyor.
Artvin Köprübaşı mevkisinde bulunan Artvin (Livane) Kalesi'nin 10. yüzyılda inşa edildiği tahmin edilmektedir. İçerisinde su deposu ve küçük kilise bulunan ve daha sonraki dönemde tadilat geçiren kale, kentte görülmeye değer eserler arasında sayılıyor.
Artvin sınırları içindeki Karçal Dağları Türkiye ile Gürcistan arasında yer alıyor. Bu dağlar, kuşların göç yollarının üzerinde bulunması, endemik bitki çeşitliliği ve uygun yürüyüş parkurları ile doğaseverlere doyumsuz güzellik sunmaktadır.
Artvin-Ardanuç karayolunun 30. kilometresinde yer alan Ardanuç Cehennem Deresi Kanyonu da ilgi çekici doğal yapısı ile görülmeye değer yerler arasında.
Kemalpaşa, Murgul, Borçka ve Artvin'in yüksek tepeleri kuşların göç yolları üzerinde bulunmaları nedeni ile mart, kasım ayları arasında kuş ve kelebek meraklıları için uygun gözetleme yerlerine sahip.

-ŞANLIURFA'NIN MİMARİ YAPILARIYLA DİKKAT ÇEKEN İLÇELERİ-
Şanlıurfa'nın doğal güzellikleriyle öne çıkan Halfeti, Bozova ve Birecik ilçeleri, iklimsel özellikleri ve mimari yapılarıyla dikkat çekiyor.
Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında inşa edilen Birecik Barajı'nın yapımı sırasında yerleşim yerlerinin bir kısmı sular altında kalınca tam bir turizm beldesi haline gelen Halfeti, geleneksel taş mimariyle inşa edilmiş evleri, sular altında kalan tarihi camisi ve yeşil alanlarıyla turistik bir sahil beldesini andırıyor.
''Saklı Cennet'' olarak adlandırılan Halfeti'de, Aziz Nerses Kilisesi, Bar Şavma Manastırı ve İncil'in bir nüshasının çoğaltıldığı yer olarak bilinen Rumkale, Kaya Kilisesinin yer aldığı tarihi Savaşan köyüne teknelerle düzenlenen turlar, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. İlçedeki konaklama sıkıntısı nedeniyle turistlere günübirlik turlarla ev sahipliği yapan ilçede, girişimcilerin ev pansiyonculuğu ve otel projelerini hayata geçirmesi bekleniyor.
Şanlıurfa'nın Bozova ilçesindeki Çatak Tesisleri ise botanik bahçesi, yarı olimpik yüzme havuzu ve doğal güzellikleriyle bölgenin en önemli turizm merkezlerinden biri haline geldi.
Türkiye'nin en büyük barajlarından biri olan Atatürk Barajı kıyısında yer alan, Özel İdare Müdürlüğü'ne ait tesise, özellikle hafta sonları özel otomobilleri ve günlük turlarla Şanlıurfa, Adıyaman ve Gaziantep'ten çok sayıda ziyaretçi geliyor.
Tesiste, piknik yapma imkanı bulan ve Fırat Nehri'nde serinleyen ziyaretçiler, yalnızca Fırat ile Dicle nehirlerinde yaşadığı bilinen ''Rafetus'' kaplumbağalarını da görme olanağı buluyor.
Fırat Nehri kıyısında yer alan Birecik ilçesi ise Türkiye'de yalnızca bu ilçede yaşayabilen Kelaynak kuşlarına ev sahipliği yapıyor. GAP turu kapsamında Şanlıurfa, Gaziantep ve Mardin gibi illeri ziyaret eden turistler, yol üzerinde 105 Kelaynağın koruma altında tutulduğu kafesleri geziyor. İlçeyi bu kapsamda her yıl 2 binin üzerinde turist ziyaret ediyor.

-VAN'DAKİ TABİAT HARİKASI MEKANLAR-
Tarihi ve doğal güzellikleriyle Doğu Anadolu Bölgesinin önemli turizm merkezleri arasında yer alan Van'da, bakir doğasıyla keşfedilmeyi bekleyen mekanlar bulunuyor.
Türkiye'nin 3 bin 713 metrekarelik yüzölçümüyle en büyük gölü olma özelliğini taşıyan Van Gölü, Akdeniz ve Ege sahillerini aratmayacak kıyı yapısıyla ülke turizmine hizmet ediyor. 536 kilometrelik sahil şeridinin yaklaşık 150 kilometrelik bölümünde herhangi bir yerleşim alanın bulunmaması, bu kıyıları eşsiz kılıyor.
Kültür ve Turizm İl Müdürü İzzet Kütükoğlu, kara yolunun geçmediği Van Gölü'nün yaklaşık 150 kilometrelik sahil şeridini, turizme kazandırmak amacıyla mavi tur düzenlenebileceğini belirtti.

-PERİ BACALARI-
Van'a yaklaşık 140 kilometre uzaklıktaki Başkale ilçesine bağlı Yavuzlar köyünde bulunan peri bacalarının, Türkiye-İran arasındaki Yiğit Dağı volkanının ürettiği püskürtme kayaçlarının aşınması sonucu ortaya çıktığı belirtiliyor.
Başkale peri bacaları, Kapadokya'daki benzerlerini aratmayan görüntüsü ve el değmemiş doğasıyla turizme kazandırılmayı bekliyor.

-KEŞİŞ BARAJ GÖLÜ-
Van ve çevresinde MÖ 685-645 yılları arasında hüküm süren Urartu Kralı 2. Rusa tarafından 3 bin 200 metre yüksekliğindeki Erek Dağı'nın eteğine kurulan Keşiş Baraj Gölü, yeşil doğasıyla keşfedilmeyi bekliyor.
Yaz aylarında yaylacıların gözde mekanları arasında yer alan Keşiş Gölü ve yaylası, geçmiş yıllarda bölgede yaşanan güvenlik sorunu nedeniyle yerli ve yabancı turistler tarafından çok fazla bilinmiyor.

-KEŞİŞİN BAHÇESİ-
Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesindeki İshak Paşa Sarayı'nın hemen altında bir vaha görünümünde olan Keşişin Bahçesi, taşlık ve çorak arazi üzerindeki yemyeşil görüntüsüyle ilçeye farklı bir güzellik katıyor.
16. yüzyılda ortaya çıktığı sanılan ve asırlarca Anadolu'da dilden dile anlatılan ''Kerem ile Aslı'' hikayesinin de burada geçtiği rivayet edilen bahçe, çok fazla bilinmediği için bakir görünümünü koruyor.

-DOĞU ANADOLU BÖLGESİ'NDEKİ TARİHİ VE DOĞAL GÜZELLİKLER-
Doğu Anadolu Bölgesi'nde birçok tarihi eser ve doğal güzellikler keşfedilmeyi bekliyor.



Erzurum'a 120 kilometre mesafedeki Tortum Gölü ve 48 metre yükseliğe sahip Tortum Çağlayanı, doğal güzelliğiyle yöreye gelenlerin ilgi odağı oluyor.
İspir ilçesine bağlı Maden Köprübaşı beldesinde bulunan ve içinde 5 bin kişiyi barındırabilecek büyüklükteki Elmalı Çam Mağarası, 30 ile 100 metre uzunluğundaki galeri ile keşfedilmeyi beklerken, Olur ilçesindeki Yıldızkaya Köyü Mağarası da sarkıt ve dikitleri ile dikkat çekiyor.
Erzurum'un Soğanlı, Kaçkar ve Karcal dağları, yırtıcı kuşların yoğun olarak kullandıkları bir göç yolu üzerinde bulunması, sakallı akbaba, kaya kartalı, huş tavuğu ve ürkeklik popülasyonlarıyla kuş gözlemcilerinin uğrak mekanları arasında yer alıyor.
Iğdır'ın Tuzluca ilçesine bağlı Bahçecik köyündeki Ragabet mezrasındaki Köroğlu Kalesi, Ağdaş ve Erhacı köylerindeki kaya mezarlar, Karakoyunlu ilçesinde koç başlı mezarlar ve Babek Mağarası ile Asma köyünde kaya mezar ve mağara içinde oyularak yapılan cami, bölgenin önemli güzelliklerinin başında geliyor.
Aralık ilçesine bağlı Ahura köyünün üst kısmındaki manastır ile Tuzluca ilçesinde bulunan tuz mağaraları da keşfedilmeyi bekleyen mekanlar arasında yer alıyor.
Tunceli ise özellikle dağ, doğa ve kış turizmi açısından değerlendirilebilecek potansiyeli ile dikkat çekiyor.
Tunceli dağlarındaki ilginç jeolojik oluşumlar, mağaralar, akarsu kaynakları ve krater gölleri, doğa yürüyüşleri, kamp, kara avcılığı, doğa turizmi için ideal özellikler taşıyor.
Kars'ın Kağızman ilçesinde yer alan Çengilli Gölü ile Keçivan Kalesi de tarih doğa ve tarih tutkunlarının uğrak mekanları arasında yer alıyor.
Muş'ta tarihi Murat Köprüsü, Malazgirt ve Haspet Kalesi ile Cengilli Kilisesi, Bulanık ilçesine bağlı Mollakent köyündeki tarihi Selçuklular Mezarlığı, Varto ilçesindeki Konav Mağarası, Hamurpet ile Küçük ve Büyük İskender gölleri de bölgedeki önemli turizm merkezleri arasında bulunuyor.
Erzincan'ın Çağlayan beldesindeki şelale, Ekşisu ve Mecidiye mesire alanları, Kemah ilçesindeki Sultanmelik Türbesi ile soğuk sular mesire alanı, Kemaliye ilçesinde bulunan Kırkgör bölgesi, Otlukbeli ilçesindeki Otlukbeli Gölü, yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor.
Ardahan'ın Yanlızçam ormanlık alanı ise doğal güzelliği ile turistleri etkiliyor.

-ADANA'DA TARİH VE DOĞA DOKUSU-
Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış Adana, 50'ye yakın kale, çok sayıda medeniyetin izlerini taşıyan Anavarza, Magarsus, Akören, Şar gibi ören yerleri ve Toroslar'ın el değmemiş doğası ile birçok bakir alanı bünyesinde bulunduruyor.
Adana Kültür ve Turizm Müdürü Osman Arık, turizmde en önemli unsurun ulaşım olduğunu belirterek, Adana'nın çok zengin olan turizm potansiyelinin yol sorunu nedeniyle yeterince değerlendirilemediğini söyledi.
Kültürel ve tarihi doku ile kentin her yerinde karşılaşılabileceğini bildiren Arık, Doğu Roma İmparatoru Hadrinaus tarafından 117-138 yıllarında yaptırılan ve Adana'nın sembolü olan Taşköprü ile merkez Seyhan ilçesindeki Tepebağ Mahallesi'ndeki eski evlerin görülmeye değer olduğunu kaydetti.
Arık, Taşköprü'nün restorasyonunun sürdüğünü, Tepebağ Mahallesi'ndeki tarihi Adana evlerinin bir bölümünde de çalışmaların gerçekleştirildiğini söyledi.
Kazı çalışmaları süren Kozan ilçesine bağlı tarihi Anavarza ören yeri, Karataş ilçesindeki Magarsus Antik Kenti, Yumurtalık ilçesinde Süleyman Kale, Aladağ'da Akören ve Tufanbeyli'de Şar Antik kentlerinin ilk etapta sayılabilecek önemli turizm merkezleri olduğunu belirten Arık, ''Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış, birçok kavmin kalıntılarının yer aldığı yol güzergahında bulunan Adana, 50'ye yakın kalesi, el değmemiş doğası ile ziyaretçilerini bekliyor'' dedi.
Endemik bitki türlerinin bulunduğu Torosların, yaz ve kış sporları için en uygun alanlardan biri olduğunu ve keşfedilmeyi beklendiğini vurgulayan Arık, Karataş-Yumurtalık turizm bölgesi çalışmalarının ise arazi tahsisi ve projelendirme aşamasında sürdüğünü kaydetti.

-FRANSIZ, TÜRK VE ARAP İZLERİ TAŞIYAN HATAY MUTFAĞI-
Hatay Kültür ve Turizm İl Müdürü Nizamettin Duran, Samandağ ilçesindeki kumsal sahilin Türkiye'de benzerine az rastlanabileceğini, ancak tesis eksikliğinden dolayı turizm açısından değerlendirilemediğini söyledi.
Duran, Hatay'ın Samandağ ve İskenderun ilçeleri arasında, yapımı süren 50 kilometrelik Çevlik-Arsuz kara yolunun tamamlanmasıyla sahilin değerlendirilmesi yanında inanç ve kültür turizm alanında da hareketlilik yaşanacağını belirtti.
Yayla turizmi açısından da Hatay'ın şanslı bir bölgede olduğuna dikkati çeken Duran, şöyle dedi:
''Eskiden Soğukoluk olarak bilinen ve fuhuşla anılan Belen ilçesindeki Güzelyayla'nın bu kötü imajı değiştirilerek, yerli ve yabancı turistler için yeniden ziyaret edilebilir konuma kavuşturuldu. Yine Belen'deki Atik yaylasını da en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Bunun yanında, Samandağ ilçesi yolu üzerindeki Batıayaz mesire alanı da yaz döneminde günübirlik ziyaretler açısından cazip bir yer.''
Hatay'ın tanıtımındaki eksiklikleri gidermeye çalıştıklarını bildiren Duran, yörenin Fransız, Türk ve Arap kültürünün birleşmesinden meydana gelen zengin mutfak kültürü ve damak tadıyla yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çektiğini söyledi.

-ENEZ, EGE DENİZİ'NİN EN TEMİZ SAHİLLERİNDEN BİRİNE SAHİP-
Üç denize kıyısı olan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ'da sahiller keşfedilmeyi bekliyor.
Yunanistan sınırında bulunması nedeniyle yıllardır askeri bölge konumunda kalan ve bu yüzden turizm yönünden gelişmeyen Edirne'nin Saros Körfezi'ndeki ilçesi Enez, yörenin 2004 yılında askeri bölgeden çıkarılmasına rağmen beklenen atılımı yapamadı.
Ege Denizi'nin en temiz sahillerinden biri olan Enez, halen yöreye yakın ailelerin yaz aylarında dinlendikleri yer olmaktan öteye gidemedi.
Sualtı akıntılarının fazla olması, büyük yerleşimin ve sanayileşmenin olmaması nedeniyle Ege Denizi'nin en temiz körfezlerinden biri olarak gösterilen Saros Körfezi, sadece sahilleriyle değil tarihte ev sahipliği yaptığı Cenevizliler, Venedikliler, Bizanslılar ve son olarak Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan antik kazı alanlarıyla da görülmeye değer yerlerden biri.
Ayrıca Manyas Gölü'nden sonra Türkiye'nin en geniş kuş barınma alanı olan Gala Gölü de Enez'de bulunan ayrı bir turistik değer.
Dünyada rüzgar sörfü sporuna uygun 3 alandan biri olarak kabul edilen Saros Körfezi, çok sayıda balık ve deniz canlısına da barınma imkanı tanıyor.
Özellikle Marmara Denizi'nin kirlenmesi sonucunda arayışa başlayanlar, Ege Denizi'nin en kuzeyinde yer alan bakir Saros Körfezi kıyılarına ilgi gösteriyorlar.

-KIRKLARELİ'NİN AYAK BASMAMIŞ PLAJLARI-
Kırklareli'nin Tekirdağ il sınırında ve Bulgaristan sınırına kadar uzanan kıyı şeridinde pek fazla bilinmeyen Kıyıköy, İğneada ve Panayır İskelesi plajları, şehir dışından gelenlerin uğrak yerlerinden biri oldu.
40-50 metre genişliğinde 10 kilometre uzunluğunda plaja sahip İğneada, karavan ve çadır turizmine de ev sahipliği yapıyor. Kıyıköy ve İğneada beldelerinde az da olsa otel ve pansiyonların bulunmasına rağmen, yörede turizm henüz istenilen seviyede değil.
Kumsal ve ormanlık alanların bir arada olduğu Kırklareli sahillerinde dinlenenler, yeşilin her tonuna tanıklık ederken, güneşin ve denizin de tadını çıkarıyor.
Gürültü kirliliğinden uzak Kırklareli'nin doğasını yaşamak isteyenler, kendi imkanları ya da günübirlik turlarla yöreye gelebiliyorlar.

-TEKİRDAĞ 100 KİLOMETRELİK KIYI ŞERİDİNE SAHİP-
Marmara Denizi'nde 100 kilometrelik kıyı şeridi bulunan Tekirdağ ise Marmara Ereğlisi ve Şarköy ilçeleri ile Kumbağ beldesiyle önemli turizm merkezleri arasında yer alıyor.
Ulaşımın kolay olduğu Tekirdağ sahilleri, geçmişten bugüne kadar yerel halk ve özellikle İstanbulluların deniz, kum ve güneş için tercih ettiği kentlerden. Sahil kesimlerinde Kırklareli ve Edirne'ye göre daha gelişmiş olan turistik tesisler, henüz geniş kitlelerce bilinmiyor.
Tekirdağ il merkezi ile Şarköy arasındaki Uçmakdere ve çevresinde ise doğanın bozulmadığı ve yapılaşmanın olmadığı alanlar bulunuyor.
Karadeniz kıyısında da dar bir sahil şeridi bulunan Tekirdağ'ın Saray ilçesindeki Çamlıkoy (Kastros) sahili de barınma tesislerinin olmaması nedeniyle sadece çadır turizmi ve günübirlik turlarla misafirlerini ağırlayabiliyor.

-ANTALYA'NIN TURİZM PASTASINDAN PAY ALMAYI HEDEFLİYOR-
Antalya'nın turizm pastasından pay alabilecek konumdaki Isparta'da başta yaylalar olmak üzere, göller, kamp ve karavan alanları, yerli ve yabancı turistleri bekliyor.
''Akdeniz Bölgesi'nin damı'' olarak nitelendirilen ve yükseklikleri yer yer 3 bin metreyi bulan dağlarla çevrili bölge, yayla turizmi için önemli bir potansiyele sahip.
Eğirdir ve yöresi Toroslar'ın kuzeye bakan yamaçları yayla ve vadilerle çevrili. Bu yamaçlar sık ve çeşitli ağaçların donattığı ormanlarla kaplı. Yazın serin havaları ve soğuk pınarlarıyla, kışın ise karla kaplı alanlarıyla doğa tutkunlarının gezi listesinde yer alıyor.
Yörede, Eğirdir sınırlarındaki Kurucaoluk, Camili, Belova ve Belkuyu yaylaları dikkati çekerken, Tota, Söğüt, Zengi ve Sorgun yaylaları da önemli değerler arasında bulunuyor.
Bölgenin doğal özellikleri, otomobil ve karavanla seyahat eden turistler için önemli bir tercih sebebi olarak tanımlanıyor. Ancak, yörede basit şekilde düzenlenmiş kamp sahaları olmakla beraber, bunların sayıları ve hizmet düzeyleri henüz yeterli değil.
Az bir yatırımla geliştirilebilecek kamp alanlarının, yörenin tanınması ve turistlerin bölgeye daha sık gelmelerine yardımcı olacağı belirtiliyor. Özellikle Eğirdir ve Beyşehir gölleri kıyılarında daha organize kamp alanları düzenlenebileceğine dikkat çekiliyor. 
Isparta bölgesinin engebeli bir topoğrafya ve zengin bir bitki örtüsüne sahip olması, yörede çeşitli yabani av hayvanlarının barınmasına imkan sağlıyor. Fakat mahalli avcılarca usulsüz ve zamansız avlanmalar nedeniyle, yörede doğal dengenin bozulduğu, av hayvanlarının sayısının giderek azaldığı ifade ediliyor. Bölgedeki orman, yayla ve ovalarda mevsimine göre tilki, keklik, tavşan, yaban domuzu, ördek, kaz, kurt, çakal gibi av hayvanları bulunuyor.



Av turizmi açısından her ne kadar kara avcılığı sınırlı imkanlara sahipse de Eğirdir, Kovada Gölleri'nde ve yaylalarda bulunan akarsularda, sportif olta balıkçılığının geliştirilmesi mümkün görülüyor.
Göller bölgesinin merkezi konumunda olan Eğirdir, göl turizminden yaygın şekilde yararlanıyor. Uzun süreden beri turistlerin rağbet ettiği bölgede, sınırlı sayıdaki otel ve pansiyonlar turizm mevsiminde tamamen doluyor.
Kovada Gölü Milli Parkı, Kasnak Meşesi Tabiatı Koruma Alanı, Çandır-Baraj çevresi, Eğirdir Gölü Hoyran kısmı, Burdur Gölü'nün Keçiborlu ilçesi sınırları, Beyşehir Gölü'nün Yenişarbademli ve Şarkikaraağaç ilçelerini kapsayan alanlar ise kuş gözlemciliği için elverişli alanların başında yer alırken, her yıl bölgeye İngiltere ve Fransa'dan kuş gözlemcileri geliyor.
Kış aylarında Eğirdir Gölü'nde, küçük karabatak, Macar ördeği, elmabaş patka, tepeli patka, sakarmeke gibi kuşlar barınıyor. Burdur Gölü ise soyu dünya çapında tehlike altında olan dikkuyruklar için önemli kışlama alanı olarak gösteriliyor. Ayrıca Mahmuzlu kızkuşu da Burdur Gölü çevresinde kuluçkaya yatıyor. Beyşehir Gölü de Macar ördeği, elmabaş patka ve sakarmeke ile kuş gözlemcilerinin ilgi gösterdiği yerlerden biri.

KAPLICALAR KURAKLIKTAN ETKİLENMEDİ

Türkiye'deki kaplıcalar, son yıllarda yaşanan küresel ısınmanın neden olduğu kuraklıktan etkilenmedi.
Kangal Balıklı Kaplıcası'nın yanı sıra Ortaköy, Alaman, Akçaağıl, Sıcak ve Soğuk Çermik kaplıcalarının bulunduğu Sivas, ''Kaplıcalar Diyarı'' olarak adlandırılıyor. 
Sivas'a 98, Kangal ilçe merkezine 13 kilometre uzaklıktaki Kangal Balıklı Kaplıcaları, özellikle sedef hastalığına ve diğer cilt hastalıklarına iyi geldiğine inanılan ve ''doktor balıklar'' olarak adlandırılan balıklarıyla, tedavi arayan yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri oluyor.
Suyunun sıcaklığı 36-37 derece olan kaplıcada, binlerce küçük balık, havuza girenlerin sivilce ve yara kabuklarını yiyerek, deriyle kaplıca suyunun temasını artırıyor.
Romatizmal hastalıklara, sinir hastalıklarına, kırık, çıkık, ezik gibi durumlara, deri ve böbrek hastalıklarına da olumlu etkide bulunduğu düşünülen kaplıca, sedefli hastaların ümit kaynağı olma özelliğini taşıyor.
Sivas-Ankara kara yolunda, il merkezine 31 kilometre uzaklıkta bulunan ve işletmesi Sivas Belediyesine ait olan Sıcak Çermik Kaplıcası'nın suyunun 50 santigrat derecenin üzerinde sıcaklığa sahip olduğu belirtiliyor.
Suyunun kimyasal özelliği nedeniyle kaplıcanın romatizma, sinir sistemi, solunum yolu, sindirim sistemi, metabolizma bozuklukları, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı, adale ağrıları, kadın hastalıkları gibi rahatsızlıklara iyi geldiği düşünülüyor.

-SOĞUK ÇERMİK VE ORTAKÖY ÇERMİĞİ-
İl merkezine 20 kilometre uzaklıktaki Soğuk Çermik Kaplıcası'nın suyunun, içildiğinde mide, bağırsak ve safra kesesi hastalıklarına iyi geldiği belirtiliyor. Kaplıcanın suyunun romatizma ve sinir hastalıkları tedavisinde de yararlı olduğu belirtiliyor.
Şarkışla ilçesine bağlı, ilçeye 30 kilometre uzaklıktaki Ortabuçak köyü sınırları içerisinde bulunan Ortaköy Çermiği'nde ise büyük bir havuzun yanı sıra 14 odalı bir motel ve gazino bulunuyor.

-AKÇAAĞIL ÇERMİĞİ VE ALAMAN ÇERMİĞİ-
Suşehri ilçesinin Akçaağıl köyü yakınlarında, Erzincan-Tokat yolunda Kelkit Çayı'nın güney yakasında yer alan Akçaağıl Çermiği'nin ise 40 derece sıcaklığa ulaşan suyunun birçok hastalığa iyi geldiği düşünülüyor.
Şarkışla ilçesine bağlı Alaman köyü sınırlarında yer alan Alaman Çermiği'nin ise kükürtlü suyuyla çeşitli hastalıklara iyi geldiği söyleniyor.

-KONYA, AKSARAY-
Çok sayıda tarihi hamamın bulunduğu Konya'da, sağlık turizmi açısından Ilgın ve İsmil kaplıcaları tanınıyor.
Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat tarafından ''ilk Türk hamamı'' olarak yaptırılan Ilgın Kaplıcaları, romatizma ve siyatikten şikayet edenlerin tercihi.
İsmil Kaplıca ve Termal Tatil Köyü de Konya'ya 50 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Termal basınçlı duşlar, halka açık bölümler, çamur terapi masajı, jimnastik salonları, su oyunlarının oynanabileceği termal havuzlar, yürüyüş parkurları, güneşlenme, eğlence mekanları, botanik bahçesi, tenis ve golf sahaları, seracılık ve tıbbi bitki üretim merkezleri şeklinde tasarlanan İsmil Kaplıcaları, geleceğin termal merkezi olmaya aday gösteriliyor.
Bu arada, yer altı su kuyularının seviyesinin küresel ısınmaya bağlı olarak her geçen gün düştüğü Konya'da, Ilgın ve İsmil kaplıcalarında su seviyesinde azalma olmadığı bildirildi.
Yetkililer, yer altı ve yer üstü su kaynaklarıyla dünyada önemli konumda bulunan Konya Kapalı Havzası'nda su seviyesi son 20 yılda 22-40 metre düşmesine karşın kaplıcalardaki jeotermal su veriminde düşüş görülmediğini belirttiler.
Aksaray'ın Güzelyurt ilçesine bağlı Yaprakhisar köyünde bulunan ve Bakanlar Kurulu kararıyla ''özel çevre koruma bölgesi'' ilan edilen Ziga Kaplıcaları da sağlık turizminde önemli yer tutuyor.
Ziga Kaplıcaları, 47 derece sıcaklığındaki, mineral bakımından oldukça zengin suyuyla başta romatizmal hastalıklar olmak üzere metabolizma bozuklukları, göz rahatsızlıkları ve kadın hastalıklarına iyi geliyor.
Ziga Kaplıcaları'nda, kuraklığa bağlı herhangi bir su azalması olmadığı bildirildi.
Aksaray'ın Güzelyurt ilçesine bağlı Ilısu beldesinde 25-30 derece sıcaklığında bulunan sıcak suyun, beldedeki hamamlarda kullanıldığı, kaynağında kuraklık yüzünden yüzde 35 oranında kayıp bulunduğu bildirildi.

-YOZGAT-
Türkiye'nin en zengin jeotermal kaynaklara sahip illerinden Yozgat'ta Valilik, ildeki jeotermal kaynaklarının kapasitelerini belirleyip yeni kaynakları ortaya çıkardı.
Valiliğin verilerinden derlenen bilgilere göre, Boğazlıyan ilçesinin Cavlak bölgesinde, 32-44 derece sıcaklıkta, bikarbonatlı, klorürlü, sülfatlı sıcak su kaynağı bulunuyor.
Sarıkaya'da, 48 derece sıcaklıkta çıkan su, Kaymakamlık ve Belediye tarafından hazırlanan projeyle ısıtmada kullanılmaya başlandı. Suyun büyük bir bölümü ise ilçe merkezindeki termal tesislerde kullanılıyor.
Sorgun'da, 50-60 derece sıcaklıkta, klorlu sülfatlı, sodyum klorür, sodyum sülfatlı suyun miktarı, sondajla artırıldı. 50-60 derece arasında değişen sıcaklıkta saniyede 200 litre debide yeni kaynaklar bulundu. Bu kaynaklardan yararlanılarak, konutların ısıtılmasına yönelik proje hayata geçirildi. Sıcak su kaynakları, ilçede bulunan termal tesislerde kullanılıyor.
Yerköy'de, 44 derece sıcaklıkta, klorlu, sülfatlı su miktarı, yeni açılan kuyularla 60 derece sıcaklığa ulaştırıldı. Bu ilçedeki kaynaklarda termal tesislerde kullanılıyor. Kaynaklardan yararlanılarak ilçedeki konutların ısıtılmasına yönelik hazırlanan proje hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Saraykent ilçesinde, 70-74 derece sıcaklıkta, sodyum klorürlü, sodyum bikarbonatlı, kalsiyum sülfatlı su, termal tesiste kullanılıyor.
Akdağmadeni ilçesine bağlı köylerde toplam saniyede 2 litre debide, 30-39 derece sıcaklıkta, sodyum sülfatlı, sodyum klorürlü su bulunuyor.

-ESKİŞEHİR-
İlk çağlardan beri sağlık ve kaplıca şehri olan Eskişehir'de çok sayıda hamam, kaplıca ve içme bulunuyor.
Şehir merkezi dışında Hasırca, Kızılinler, Aşağı ve Yukarı Ilıca, İnönü, Çifteler, İhsaniye, Alpanos, Hamam Karahisar, Sakarıılıca, Mihalıççık, Sivrihisar'da da sıcak suların oluşturduğu hamam ve kaplıcalar bulunuyor.
Sakarıılıca Belediyesi Başkanı Hüseyin İlkin, küresel ısınmanın neden olduğu kuraklığın sıcak su debisini etkilemediğini belirterek, sıcak suda azalma görülmediğini kaydetti.
Sakarıılıca bölgesinde iki yerde sondaj yapıldığını ifade eden İlkin, şöyle konuştu:
''Birinci sondajda saniyede 5,5 litre, ikinci sondajda saniyede 2 litre su akıyor. Birinci sondajdaki su sıcaklığı 57 dereceyken, ikinci sondajdaki su sıcaklığı 45 derece. Söz konusu debi ve sıcaklık değerleri küresel ısınmanın etkilerini gösterdiğini günlerden de önce aynıydı. Herhangi bir değişme görmüyoruz. Sakarıılıca bölgesindeki turist sayısında artış yaşanıyor. Otel ve pansiyonlarda boş odamız kalmadı.''


-EYNAL KAPLICALARI, GENİŞ BİR ALANA YAYILIYOR


Bursa, Yalova ve Balıkesir'deki kaplıca merkezleri, son yıllarda ziyaretçi sayılarını giderek artırıyor.
İnegöl'e 27 kilometre uzaklıkta, iki tarafı yeşil vadilerle çevrili yamaç üzerine kurulu Oylat Kaplıcaları, deniz seviyesinden 840 metre yüksekliği, Uludağ eteklerindeki temiz havası, adeta bir kartpostalı andıran manzarası ve şifalı sularıyla ününü her geçen gün artırıyor.

-YALOVA TERMAL KAPLICALARI-
Türkiye'nin sağlık ve doğal güzellikler açısından en gözde yerlerinden birisi olan ve kaplıcalarıyla ünlü Yalova'nın Termal ilçesine yerli ve yabancı turistler büyük ilgi gösteriyor.
Doğası, kaplıca suları, konaklama ve ulaşım rahatlığıyla adını duyuran Termal, özellikle Arap turistler tarafından ziyaret ediliyor. Yerli turistler ise Termal kaplıcalarına genellikle hafta sonları günübirlik geliyor.

-SİMAV EYNAL KAPLICALARI-
Ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin ''Dünyada ve Anadolu'da birçok kaplıca gezdim, gördüm ama Eynal Kaplıcaları gibisini görmedim. Böylesi yeryüzünde yoktur'' diye yazdığı Kütahya'nın Simav ilçesine 4 kilometre uzaklıktaki Eynal Kaplıcaları, geniş bir alana yayılıyor.
Halk arasında, ''şeytan kazanları'' olarak adlandırılan kaplıcalar, çok eski zamanlardan beri kullanılıyor. Altyapısı ve çevre düzenlemesi tamamlanan, 23 Mart 1989'da termal turizm merkezi ilan edilen Eynal, kaplıca sularının yanı sıra bölgenin rekreasyon ihtiyacını karşılıyor.
Eynal'daki, sıcaklığı 70-90 derece arasında değişen, kalsiyum, sodyum, bikarbonat ve sülfat içeren kaplıca sularının çeşitli hastalıklara iyi geldiği biliniyor.

-GÖNEN KAPLICALARI-
Osmanlı döneminde önde gelen kaplıca merkezleri arasında bulunan Balıkesir'in Gönen ilçesi, bu özelliğini sürdürüyor.
Tarihi MÖ 5. yüzyıla uzanan, Romalılar tarafından da kullanılan kaplıca suyunun romatizmal hastalıklar, kas ağrısı, kas ve sinir zayıflıkları, eklem sertlikleri, çeşitli felçler, kadın hastalıkları ve ürogenital rahatsızlıkların da etkili olduğu belirtiliyor.

-KOCAELİ-
Kocaeli'de sağlık turizmi açısından önemli merkezlerin başında Yazlık Ilıcası geliyor.
Gölcük yolundan 15 kilometre güneyde bulunan Yazlık beldesi, denize 3 kilometre mesafede yer alıyor. Ilıcadaki Bizans dönemine ait ayazmadan çıkan su, cilt hastalıklarına iyi geliyor.
Kocaeli Özel İdaresinin imkanlarıyla 2004 yılında Trakya ve Sakarya üniversiteleri öğretim üyelerinin danışmanlığında temizlik, tespit ve kurtarma kazısı yapılan ılıcada, Roma ve Bizans dönemlerine ait su kanalları temizlenerek çökeltme havuzlarının duvarları sağlamlaştırıldı, su künkü koruma altına alındı.
Kültür ve Turizm Müdürü Adnan Zamburkan, Kocaeli'nin tek kaplıcası olan Yazlık Ilıcası'ndan alınan örneklerin tahlil edildiğini, olumsuz bir durumla karşılaşılmadığını belirtti.
Kartepe eteklerindeki Maşukiye yakınlarında şifalı olduğu ileri sürülen su ise fundalıklar arasından çıkıyor. Suyun cilt ve mide hastalıklarına iyi geldiği belirtiliyor.
Mide rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinen bir diğer su kaynağı ise merkeze bağlı Bahçecik beldesindeki Soğuksu.

-ÇANAKKALE-
Kültür ve Turizm Bakanlığının ''Termal Turizm Kentleri Projesi'' kapsamında kaplıca turizm alanı seçilen ve 2 bin yıllık geçmişi bulunan Çanakkale'deki merkezler, yatırımcıların ilgisini bekliyor.
Çanakkale'de Biga-Kırkgeçit, Ezine-Kestanbol, Çan-Bardakçılar ve Tepeköy, Ayvacık-Tuzla ve Küçükkuyu-Afrodit kaplıcaları ilgi görüyor.
Turizm İşletme Belgesi bulunmayan, Belediye Belgeli Tesisler olarak hizmet veren Çanakkale kaplıcaları, ulusal ve uluslararası düzeyde nitelik ve nicelik yönünden yeterli olmadığı için sadece yöre insanının ihtiyacını karşılayabiliyor.
Toplam 222 oda 352 yatak kapasitesine sahip Çanakkale kaplıcalarının tedavi amaçlı kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığı personelince desteklenmesi gerekiyor.
Deniz seviyesinde bulunan kaplıcalardaki şifalı sular, romatizma, kadın ve solunum yolu hastalıkları, sinir ve kas yorgunluğu, sinirsel hastalıklar, eklem ve kireçlenme, ameliyat sonrası hastalıkların tedavisinde kullanılıyor.
2 bin yıllık geçmişe sahip olduğu bilinen kaplıcalar arasında bulunan Kestanbol Kaplıcaları'nın sularından Büyük İskender'in askerlerinin tedavi amaçlı yararlandığı iddia ediliyor.

-RİZE-
Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinde bulunan Ayder Yaylası, 3 bin metreyi aşan dorukları ve 2 bin metreye kadar yükselen ormanlarıyla göz kamaştırıyor.
Ayder Kaplıcaları, yılın 12 ayı yerli ve yabancı turistlere hizmet veriyor. 1987 yılında turizm merkezi ilan edilen Ayder Kaplıcaları, erkek ve bayan banyoları ile özel banyolar olmak üzere üç bölümden oluşuyor.
Ayder Termal Kaplıca Sorumlusu Mehmet Yazıcı, kaplıca tesisine Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünce 2005 yılında işletme izni verildiğini belirterek, ''Böylece kaplıca, sağlık merkezine dönüşmüştür. Buna bağlı olarak sağlık kurumlarından sevk alarak gelen hastalar tesiste tedavi görebilmekte ve tedavi masrafları kurumlarınca karşılanmaktadır'' dedi.
Tesisin yılda ortalama günlük kapasitesinin 300 kişi olduğunu ifade eden Yazıcı, şöyle konuştu:
''Kaplıcanın 55 derece sıcaklıktaki renksiz ve kokusuz, berrak suyu, romatizmal hastalıkların kronik dönemlerinde, kronik bel ağrısı ve çeşitli eklem hastalıkları, yumuşak doku hastalıkları, ortopedik operasyonlar, beyin ve sinir cerrahi sonrası gibi uzun süreli hareketsiz kalma durumlarında, rehabilitasyon amacıyla stres bozukluklarında ve spor yaralanmalarında ayrıca kalp ve kan dolaşımı, solunum yolları rahatsızlıklarında tamamlayıcı tedavi unsuru olarak kullanılabilir niteliktedir.''
Yazıcı, kaplıcada suyun akışında (debisinde) fazla kullanıma bağlı azalma olduğunu belirterek, ''Kaplıca suyunun sıcaklığında ise herhangi bir azalma söz konusu değildir'' diye konuştu.
Öte yandan, Rize'nin İkizdere ilçesine 6 kilometre mesafede bulunan, 2004 yılında ihalesi yapılan İkizdere Termal Kaplıcası'nın yıl sonunda hizmete açılması planlanıyor.

-SAMSUN-
Jeotermal enerji kaynaklarına sahip Samsun'un Havza ve Ladik ilçeleri ile Amasya'nın Hamamözü ilçesi kaplıcaları, turistlerin ilgisini çekiyor.
Havza'da 7, Ladik'te bir tesis özel banyo ve havuzları ile Hamamözü Kaplıcası da kapalı 2 havuzu, kür havuzları ile termal su kaynaklarını müşterilerin kullanımına sunuyor.
Ladik ve Havza'daki tesislerde günde ortama bin ton 875 litre, Hamamözü'nde ise 600 tonun üzerinde termal su tüketildiği belirtildi.
Ordu'da ise en büyük kaplıca, Fatsa ilçesindeki Sarmaşık Kaplıcaları olarak gösteriliyor. Su sıcaklığı 47 derece olan kaplıcada, günde yaklaşık 300 ton su tüketiliyor.
Bölgede yer yer jeotermal enerjinin kullanıldığı hamamların da hizmet verdiği, termal suyun tesislerin havuzları, özel banyo ve havuzlarında, hamamlarda kullanıldığı, suyun depolanmasına imkan olmadığı için ihtiyaç olmadığı zamanlarda su pompalarının kapatıldığı bildirildi.

-HATAY VE OSMANİYE-
Hatay'ın Kumlu ilçesindeki Hamamat Kaplıcaları Genel Müdürü Atilla Ulutaş, Kırıkhan Reyhanlı yolunda yer alan kaplıcaların su sıcaklığı ve kükürt oranının sağlık açısından istenilen seviyelerde bulunduğunu, tahliller sonucunda 72 hastalığa iyi geldiğinin tespit edildiğini söyledi.
Hamamat'ın dünya kaplıcası olma yolunda ilerlediğini ifade eden Ulutaş, şöyle konuştu:
''Hindistan'dakilerden sonra ortalama 40 derece su sıcaklığı ile kaplıcalar arasında dünyada ikinci olma özelliğine sahibiz. Burada 310 yatak kapasiteli otel var. İki kapalı ve iki açık yüzme havuzu ile hizmet veriyoruz. Kaplıcamız yaz-kış yüzde 80 doluluk oranına sahip. Norveç, Almanya ve Hollanda başta olmak üzere yerli ve yabancı turistlerin ilgisini görüyor.''
Osmaniye'nin Düziçi ilçesinin Kuşçu köyü yakınlarındaki Haruniye Kaplıcaları da şifa dağıtıyor.
Haruniye Kaplıcaları Genel Müdürü Erdal Gedik, kaplıca suyunun banyo kürü olarak kullanıldığında osteoartrit, fibromyalji, kronik bel ağrısı ve inmeye, içildiğinde de mide ve ince bağırsak fonksiyonel rahatsızlıkları, kronik ve tekrarlayan ülserler, gut hastalığı, böbrek ve idrar yolu rahatsızlıklarına iyi geldiğini belirtti.

-KAHRAMANMARAŞ-
Pek çok doğal güzellikleri barındıran Kahramanmaraş, özellikle şifalı Ilıca kaplıcası ve Ekinözü içmeleri ile yerli turistleri çekiyor.
İl Kültür ve Turizm Müdürü Seydi Küçükdağlı, sağlık turizmi ve termal turizm açısından büyük önem taşıyan Ilıca kaplıcası ve Ekinözü içmelerinin daha profesyonel hizmet verebilmesi amacıyla bölgenin ''turizm merkezi'' ilan edilmesi için çalışma yapıldığını belirtti.
Küçükdağlı, ''Turizm sezonunda Ilıca'ya 50 bin kişi, Ekinözü içmelerine 30-40 bin kişi geliyor'' dedi.
Ilıca Belediye Başkanı Aslan Kaçmaz da tarih boyunca çeşitli uygarlıklara hizmet eden Ilıca Kaplıcası'nın pek çok rahatsızlığa iyi geldiği ifade ederek, ''Şu anda su seviyelerinde düşme yok. Ancak yer altı sularının beslenememesi durumunda kaplıcanın su seviyesinde düşme olacağı kanaatindeyiz'' diye konuştu.
Ekinözü Belediye Başkanı Erol Üstü ise küresel ısınma nedeniyle diğer tatlı su kaynaklarında azalma olmasına karşın içme sularında azalma görülmediğini kaydetti.

-ADIYAMAN-
Adıyaman'ın Besni ilçesindeki Çörmük Kaplıcası'nın suyunun bu yıl oldukça azaldığı ve kuruma tehlikesi bulunduğu belirtildi.
Çelikhan ilçesindeki içmelerde de su seviyesinde sonbahar ve kış aylarında önemli oranda azalma olduğu, kaynak suyunun en bol olduğu dönemin mayıs-ağustos ayları arası olduğu bildirildi.
Adıyaman Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yusuf Toprak, küresel ısınmanın dünyayı kuraklık tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını söyledi. 
Yeryüzüne düşen yağış miktarının azalmasının kendini ilk olarak yüzey sularının kurumasıyla gösterdiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Toprak, şöyle konuştu:
''İncelemeler göstermiştir ki bu kuraklık sadece yüzey sularında değil yer altı sularının çekilmesiyle de kendini göstermektedir. Yer altı sularının seviyesi her geçen gün daha da düşmektedir. Türkiye'nin önemli büyük yer altı su havzalarından olan Konya Ovası'nda yer altı su seviyesi 27 metre düşmüştür. Mevsimsel değişimler sonucu bölgeye düşen yağış miktarının azalması nasıl göl ve akarsuların kurumasına neden oluyorsa yer altı sularının da beslenemeyerek kurumasına ve zamanla çölleşmeye neden olacaktır.''


-BALÇOVA TERMAL TESİSLERİ, AVRUPA'DAKİ SAYILI FİZİK TEDAVİ MERKEZLERİNDEN BİRİ

İzmir'de dünya çapında önemli merkezler olarak kabul edilen Balçova ve Ilıca kaplıcalarının yanı sıra Bayındır, Bergama, Dikili, Menemen, Tire, Seferihisar ve Urla ilçelerinde kaplıca bulunuyor.
Tarihteki adını Mykene Kralı Agamemnon'dan alan Balçova Termal Tesisleri, Avrupa'daki sayılı fizik tedavi merkezlerinden biri olarak göze çarpıyor.
İzmir merkez ilçelerinden Balçova'da yer alan kaplıca, Türkiye'nin sayılı termal oteli ve tedavi merkezini barındırıyor.
Balçova'daki fizik tedavi merkezi, dünyanın bu konudaki en saygın sağlık merkezlerinden birisi olarak romatizmal, ortopedik, nörolojik hastalıklar ve hastalıklara bağlı komplikasyonlara yönelik çalışıyor. Balçova tesisleri, yurt içinden olduğu kadar yurt dışından gelen hastalara da şifa dağıtıyor.
İzmir'in Çeşme ilçesindeki plajıyla anılan Ilıca Kaplıcası, plajı ve kaplıcası aynı yerde olan dünyanın en ilginç kaplıcalarından biri olarak göze çarpıyor.
Sodyum klorür, potasyum klorür ve magnezyum klorür bulunduran kaplıca suyunun sıcaklığı, 58 dereceye kadar ulaşıyor.
Bayındır'da, birbirine 15 dakika uzaklıkta, su sıcaklığı 40 dereceye ulaşan iki kaplıca, Bergama'da da 6 ılıca konuklarını ağırlıyor. Mahmudiye, Paşa, Geyikdağ, Güzellik, Dereköy ve Haydar ılıcalarından Mahmudiye, sodyum açısından zengin olan ve kalsiyum barındırmayan yapısıyla dikkat çekiyor.
Bergama'ya 4 kilometre uzaklıkta bulunan kubbeli ve 2 mermer havuzlu güzellik ılıcasının Bergama Kralı Eumenes döneminde kurulduğu, ''Eskülap Banyoları'' adıyla ününü yıllarca sürdürdüğü belirtiliyor.
İzmir'de, Dikili ilçesinde Nebiler Kaplıcası ve Bademli Ilıcaları, Menemen'de Deniz ve Ilıcagöl ılıcaları, Tire'de Tavşan Adası Ilıcası, Çeşme'de Şifne Kaplıcası, Seferihisar'da Cumalı, Karakoç ve Kelalan ılıcaları, Urla'da Malkoç İçmeleri ve Gülbahçe Ilıcaları da bulunuyor.

-MANİSA-
Manisa'nın Salihli ilçesindeki Kurşunlu Kaplıcaları'nın suyunun romatizma, cilt ve kadın hastalıkları, solunum yolu hastalıkları, sinirsel hastalıklar ile ameliyat sonrası, eklem ve kireçlenme rahatsızlıklarına olumlu etkileri bulunduğu biliniyor.
Banyo ve içme kürü olarak yararlanılan kalsiyum sülfatlı, bikarbonatlı, sülfatlı ve hidrojen sülfürlü suların çıkış sıcaklıkları 52-96 derece arasında değişiyor.
Salihli ilçesindeki bir diğer kaplıca olan Sart Kaplıcaları, halk arasında ''Çamur Hamamları'' olarak biliniyor. Turgutlu Urganlı Kaplıcaları ile Kula ilçesine 19 kilometre uzaklıktaki Emir Kaplıcaları da Manisa'nın en çok bilinen kaplıcaları arasında yer alıyor.
Demirci'deki iki kaplıcadan olan Saraycık Kaplıcaları'nın yakınındaki Geç Roma dönemine ait hamam kalıntıları, buranın yüzyıllardır şifa merkezi olarak kullanıldığını kanıtlıyor.
Demirci'ye 4 kilometre uzaklıktaki Hisar Kaplıcaları'nda üç ayrı kaynaktan çıkan, sıcaklıkları 37 ile 48 derece arasında değişen kaplıcadan banyo olarak romatizma ve metabolizma hastalıklarında, içme kürü olarak da mide ve bağırsak hastalıklarında yararlanılıyor.  
Manisa'da ayrıca Soma'da Menteşe Kaplıcaları ve Alaşehir ilçesinde Sarıkız Ilıcası bulunuyor.

-UŞAK-
Uşak'ın Banaz ilçesinde bulunan Hamamboğazı Kaplıcası'nın suyu, 60 derece sıcaklığa ulaşıyor.
Kaplıca suyunun mide, karaciğer, bağırsak ve özellikle kronik dejeneratif romatizmal hastalıklara iyi geldiği belirtiliyor.
Uşak-İzmir kara yolundaki Örencik Kaplıcası da her yıl çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor.
Uşak'taki Aksaz Kaplıcası, ilin en önemli kaplıcası olarak kabul ediliyor. Kaplıcanın çevresinde Roma dönemine ait hamam kalıntıları bulunuyor.
Emirfakılı Kaplıcası da Uşak'ta 1976 yılından bu yana kesintisiz hizmet veriyor.

-AFYONKARAHİSAR-
Türkiye'deki termal tesislerin yatak kapasitesinin üçte birine sahip olan Afyonkarahisar, sağlık ve eğlenceyi bir arada yaşamak isteyenlerin ilgi odağı oluyor.
Afyonkarahisar'daki termal tesislerdeki doluluk oranı, her mevsim yüzde 60'ların üzerinde seyrediyor.
İldeki termal tesisler, romatizma, eklem bozuklukları, çocuk felci, solunum yolları ve kalp hastalıkları, obezite, nevrotik bozukluklar, diyabet, kısırlık, damar sertliği, çeşitli sinir sistemi ve kadın hastalıkları gibi sağlık sorunlarının tedavisinde yararlı oluyor.
İkbal ve Oruçoğlu termal tesisleri, sporcu kampı ve rehabilite hizmeti veriyor.
Afyonkarahisar-Eskişehir kara yolunun 20. kilometresindeki Gazlıgöl Termal Tesisleri'nde de otel, motel ve pansiyonlarda konaklama olanakları sunuluyor.
Afyonkarahisar-Kütahya kara yolunun 15. kilometresindeki Ömer Termal Tesisleri ve 17. kilometresindeki Gecek Termal Tesisleri'nde Türk hamamı ve olimpik yüzme havuzları bulunuyor. Devremülk hizmeti de verilen tesislere daha çok yabancı turistler ilgi gösteriyor.
Sandıklı ilçesindeki, belediyenin işlettiği Hüdai Termal Tesisleri'nde, dünyaca ünlü çamur banyosu ve Türk hamamının yanı sıra yüzme havuzu ve spor tesislerinden yararlanılabiliyor.
Afyonkarahisar-Konya kara yolunun 25. kilometresindeki Heybeli Termal Tesisleri, cilt hastalığı olanlar tarafından tercih ediliyor.

-AYDIN-
Jeotermal enerji kaynakları açısından Türkiye'nin en önemli illerinden olan Aydın'da, deniz seviyesinden 150 metre yüksekte bulunan Germencik Alangüllü Kaplıcası'nda su sıcaklığı 78 derece.
Alangüllü Kaplıcaları Sorumlu İşletme Müdürü Çağrı Tartop, yüzde 70 doluluk oranı bulunan kaplıcanın en büyük sorununun yeterince tanıtılamaması olduğunu ifade etti.
Kaplıcada kuraklığa bağlı su sıkıntısı bulunmadığını belirten Tartop, kaplıcadaki suyun Afyonkarahisar'daki termal sudan çok daha kaliteli olduğunu bildirdi. 
Tartop, tesiste fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezi, 2 kapalı termal havuz, özürlüler havuzu, sıra banyo, çamur tedavi merkezi ile tarihi Çelik Hamamı (Meryem Ana Hamamı) bulunduğunu söyledi.
Kuşadası ilçesinin Davutlar beldesinde bulunan Natur-med Doğal Tedavi ve Kaplıca Kür Merkezi, Türkiye'de bir litresinde 6,3 gram mineral yoğunluğu olan ve 30 çeşit mineral içeren tek kaplıca suyuna sahip olmasıyla ayrı bir özellik taşıyor.
Natur-med Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Yaşar Yılmaz, merkezlerinde kuraklıkla ilgili sorun yaşanmadığını ifade etti.
Kaplıcalarının suyunun litresinde 6.3 gram mineral bulunduğunu, Türkiye'de bu yoğunlukta mineral içeren kaplıca suyu olmadığını ifade eden Yılmaz, ''Natur-med Doğal Tedavi ve Kaplıca Kür Merkezi, adında mevcut olan tüm fonksiyonları uygulayan, Türkiye'nin ilk arındırma ve sağlık tatili oteli durumundadır''dedi.
2001 yılında kurulan merkezin 2004 yılında Prof. Dr. Karl Hecht'in ve başka Alman doktorların katılımıyla uluslararası boyut kazandığını ifade eden Yılmaz, merkezde doğanın 5 elementine (hava, su, ateş, toprak, metal) dayanan kaplıca-kür tedavi konseptinin Türkiye'de ilk defa uygulandığını söyledi.
Öte yandan, Aydın'ın Buharkent ilçesine 3 kilometre uzaklıktaki Kızıldere Kaplıcası'nın suyu romatizma, siyatik ve kireçlenmeye, Sultanhisar ilçesine 9 kilometre uzaklıktaki Salavatlı Kaplıcası'nın suyu romatizma ve cilt hastalıklarına, Germencik ilçesine bağlı Ortaklar beldesine 6 kilometre uzaklıktaki Gümüş Kaplıcası'nın suyu romatizma ve kireçlenmeye, Aydın'a 6 kilometre uzaklıktaki İmamköy Kaplıcası'nın suyu romatizma, mayasıl, ülser ve siyatik hastalıklarına iyi geliyor.

-DENİZLİ-
Denizli merkeze bağlı Pamukkale beldesi, travertenlere hayat veren termal suyuyla açık hava kaplıcasından farksız.
Çökelez Dağı'nın eteğinden çıkan ve 35 derecelik ısısı kış mevsiminde bile değişmeyen termal suyun tutulduğu havuzlarda, kışın bile yüzülebiliyor.
Pamukkale'ye gelen yerli ve yabancı ziyaretçiler, doğal traverten alanına giriş yasağı bulunduğundan havuzların dışında oluşturulan çanak biçimindeki yapay travertenlerde termal suya girebiliyor.
Araştırmalar, Pamukkale termal sularının, içme suyu kürü olarak değerlendirildiğinde sindirim sisteminde, mide, bağırsak, karaciğer ve safra yollarında olumlu etki gösterdiğini ortaya koyuyor.
Suyun banyo kürleri olarak kullanılması durumunda kalp, damar sertliği, sinir, tansiyon, bazı bronşit, deri, astım ve romatizma rahatsızlıklarına iyi geldiği belirtiliyor.
Pamukkale'ye 5 kilometre uzaklıktaki Karahayıt beldesi ile Sarayköy ilçesinin köylerinden Tekkeköy, İnaltı, Kızıldere ve Ortakçı'da da kaplıcalar bulunuyor.
Bu arada, işletme sahipleri, Türkiye'de yaşanan kuraklığa rağmen Denizli'deki termal tesis ve kaplıcalarda su sorunu olmadığını belirttiler.


-DOĞU ANADOLU'DA BİRÇOK TERMAL KAYNAĞIN TESİSİ YOK

Doğu Anadolu Bölgesi'nde birçok termal kaynağın tesis olmadığından hizmete açılamadığı bildirildi.
Erzurum'a yaklaşık 18 kilometre uzaklıktaki Ilıca ilçesindeki kaplıcaların suyunun mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, şeker ve romatizma hastalıklarına iyi geldiği ifade ediliyor.
Ilıca Belediye Başkanı İsmail Efe, yaklaşık 4 milyon YTL yatırımla Ilıca'da Doğu Anadolu'nun en büyük termal tesisini yapmaya başladıklarını belirtti. Efe, yapım aşamasına gelen modern tesisin tamamlanmasıyla Erzurum'un termal turizmde hak ettiği yeri alacağını kaydetti.
Erzurum'un Pasinler ilçesindeki 39 derece sıcaklıktaki kaplıca sularının mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi, şeker ve kadın hastalıklarına iyi geldiği belirtiliyor.
Erzurum'a 56 kilometre uzaklıktaki Köprüköy ilçesinde bulunan kaplıcalar ise çamuruyla ünlü. Kaplıca sularının sindirim sistemi, böbrek ve idrar yolları, kan dolaşımı ve kalp hastalıkları, metabolizma bozuklukları ve romatizmal rahatsızlıklara olumlu etkide bulunduğu söyleniyor.
Erzurum merkeze bağlı Akdağ köyündeki kaplıca sularının da mide, bağırsak, karaciğer, safra kesesi ve şeker hastalıklarına iyi geldiği biliniyor.

-BİNGÖL-
Bingöl-Erzurum kara yolunun 20. kilometresinde bulunan Ilıcalar beldesindeki kaplıcalar, kentin en önemli termal kaynağı olarak dikkat çekiyor.
Sağlık Bakanlığı onaylı Bingöl Kaplıca Termal Hotel Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin (BİNKAP) bulunduğu beldeye yerli ve yabancı turistler ilgi gösteriyor.
Ortalama sıcaklığı 48 derece olan kaplıca sularının romatizma, kalp ve kadın hastalıkları ile kan dolaşımına iyi geldiği belirtiliyor. Suyun içilmesi halinde idrar yolları ve böbrek hastalıklarının tedavisinde etkili olduğuna inanılıyor.
Bingöl'de Göynük Hacıyan, Kığı Hapur, Hozavit Kaplıcası, Hasköy ve Yedisu İkievler bölgelerindeki termal kaynakların kullanımı için tesis bulunmuyor.

-GURBETÇİLER İLGİ GÖSTERİYOR-
Kars'ın Akyaka ve Susuz ilçelerindeki termal kaynaklar da yeterince değerlendirilemiyor. İki ilçedeki termal kaynaklar, sadece yaz aylarında kullanılıyor. Bu kaplıcaların suyunun romatizma, sinir ve deri hastalıklarına iyi geldiği biliniyor.
Erzincan'da merkeze 12 kilometre uzaklıkta bulunan ve 30 yıldır hizmet veren kaplıcalara özellikle gurbetçiler ilgi gösteriyor.
Erzincan Belediyesi yetkilileri, küresel ısınmadan dolayı birçok yerde suların azaldığını, kaplıca sularının ise arttığını ifade ettiler.
Tunceli'nin Mazgirt ilçesine bağlı Dedebağ köyündeki romatizmal hastalıklara, kırık-çıkıklara ve kadın hastalıklarına iyi geldiği belirtilen kaplıcanın suyunda azalma olmadığı belirtildi.
Tunceli'ye 4 kilometre uzaklıktaki Sütlüce, Nazımiye ilçesine bağlı Aşağı Doluca kaplıcaları ile Pülümür ilçesi Karaderbent ve Tunceli-Ovacık kara yolunda bulunan kaplıcaların sularında da bu yıl azalma görülmediği bildirildi.

-DÜNYADA 7.SIRADA-
Ağrı'nın Diyadin ilçesinde bulunan ve dünyadaki şifalı sular arasında 7. sırada yer alan kaplıcalarda, küresel ısınmaya bağlı sıcaklık artışı yaşandığı bildirildi.
Belediye Başkanı Seyfettin Yaşlı, ilçeye 7 kilometre uzaklıkta, Murat Nehri kıyısında bulunan Davut, Yılanlı ve Köprü kaplıcalarının belediye bünyesinde hizmet verdiğini belirtti.
Belediye Başkanı Yaşlı, kaplıcaların cilt hastalığı, sinir buhranları, mide, bağırsak, böbrek rahatsızlıkları, kadın hastalıkları, solunum yolu rahatsızlıkları, romatizma ve siyatik için şifa kaynağı olduğunu söyledi.
Kaplıcalarda küresel ısınmaya bağlı sıcaklık artışı yaşandığını ifade eden Yaşlı, şöyle konuştu:
''Kaplıcalarda önceki yıllarda su sıcaklığı 80-85 derece olarak ölçülüyordu. Bu yıl küresel ısınmanın da etkisiyle sıcaklığının 95-100 derece arasında seyrettiğini gördük. Kaplıca suyunda hem buharlaşma hem de ısınmanın etkisiyle gözle görülür eksilme var. Ancak sudaki azalma kaplıca turizmini etkileyecek boyutta değil.''
İlçedeki bazı tapulu arazilerde de kaplıcalar ortaya çıktığını bildiren Yaşlı, arazi sahiplerinin İl Özel İdaresinden aldığı izinle bu kaplıcaların da turizme kazandırıldığını sözlerine ekledi.

-ELAZIĞ-
Elazığ'ın Karakoçan ilçesine bağlı Yoğunağaç köyü mevkisindeki Golan Kaplıcaları, suyunun sıcaklığının 43 derece olması dolayısıyla özellikle romatizmal rahatsızlıkları bulunanlar tarafından tercih ediliyor.
Malatya'da bulunan İspendere Kaplıcası'nın suyu bağırsak, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına iyi geliyor, Balaban Kaplıcası'nın çamur banyosu ise cildi gençleştiriyor.
Merkeze yakın Aşağı İspendere köyündeki İspendere Kaplıcaları'nın suyu mide, bağırsak, karaciğer ve safra yolları hastalıklarına iyi geliyor. Su, yumuşatıcı özelliğe de sahip.
Darende ilçesine bağlı Balaban beldesinde bulunan Balaban Kaplıcası'nın suyunun şeker, astım, böbrek, karaciğer ve safra yolları rahatsızlıklarına iyi geldiği, çamur banyosunun ise cildi gençleştirdiği ifade ediliyor.
Çamur banyosu, romatizma hastalıklarını iyileştirmede de etkili oluyor.

-GÜNEYDOĞU ANADOLU-
Şanlıurfa'da, Harran Ovası'nda, sulama kuyusu açmak isteyen bir çiftçi tarafından Karaali köyünde birkaç yıl önce sondaj çalışması sırasında gün yüzüne çıkarılan sıcak suyun kükürt, flüorür ve mineral maddeler içerdiğinin belirlenmesi üzerine Şanlıurfa Valiliği, bölgede apart otel ve alışveriş merkezi inşa ettirerek termal kaplıcayı özel bir şirket aracılığıyla işletmeye açtı.
İlk dönemlerde yalnızca Şanlıurfa ve ilçelerinden vatandaşların ilgi gösterdiği Karaali Kaplıcaları, Sağlık Bakanlığından ruhsat alınmasının ardından çevre illerden hafta sonları düzenlenen turlarla, pek çok kişinin uğrak yeri haline geldi.
Karaali Kaplıcaları İşletme Müdürü Mehmet İnan, 49 derece olan kaplıca suyuna özellikle romatizmal ve deri hastalıkları ile nörolojik rahatsızlıkları bulunan vatandaşların ilgi gösterdiğini söyledi.

-16.YÜZYILDAN BERİ KULLANILIYOR-
Diyarbakır'ın Çermik ilçesi Belediye Başkanı Mehmet Akdağ, 2 bölümden oluşan Çermik Kaplıcaları'nda saniyede 50 litre sıcak su aktığını belirterek, bu kaplıcaların 16. yüzyıldan bu yana kullanıldığını söyledi.
Akdağ, ''Kaplıca için ilçemize her yıl yaklaşık 250 bin kişi geliyor. Kaplıcalar ilçemize yıllık yaklaşık 5 milyon YTL katkı sağlıyor. İlçemizin en büyük gelir kaynağı kaplıca turizmidir. Kaplıcanın termal banyo haline getirilmesi için Sağlık Bakanlığına başvuruda bulunduk'' dedi.
Akdağ, Çermik Kaplıcaları'nın suyundan iltihaplı romatizma, kadın hastalıkları, üst teneffüs yolları ve deri hastalıklarının tedavisinde faydalanıldığını kaydetti.
Siirt-Eruh yolunun 25. kilometresindeki Botan Çayı kıyısındaki Sağlarca (Billoris) Kaplıcası, bir mağarada buluyor. 36 derece sıcaklıktaki kaplıcanın suyu romatizma, deri, solunum yolları, kadın, sinir ve kas yorgunluğu hastalıklarının tedavisinde etkili oluyor.
Kışlacık köyü yakınlarındaki Lif Kaplıcası'nın suyunun da romatizma ve solunum yolları rahatsızlıklarını giderdiği belirtiliyor.
Şırnak'ın Güçlükonak ilçesinden geçen Dicle Irmağı'nın kenarında bulunan Hista Kaplıcası'nın ısısı 60 derece olan suyu, romatizma ve kadın hastalıklarının tedavisine iyi geliyor. Kaplıcada, 2 Türk hamamı bulunuyor.
Beytüşşebap ilçesine bağlı Ilıcak köyündeki Zümrüt Kaplıcaları'nın suyu ise 40 derece sıcaklıkta olup cilt ve kadın hastalıkları başta olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavisinde etkili oluyor.
Mardin'in Dargeçit ilçesi yakınlarında bulunan Ilıksu (Germiab) Kaplıcası'nın 40 derece sıcaklıktaki suyu, romatizma ve deri hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.

 

(AA)



Yorumlar

Henüz yazılmış bir yorum yok...


Yorum Ekle (Yorum yazmak için üye girişi yapmalısınız.)

Yorum Ekle


2007 ©copy floraburada.com - v3.0